Doğru Karar Vermek


  • 01.10.2013

    Yaşadığımız sürece sayamayacağımız kadar çok “karar” veririz. Bu kararlar da, doğrudan bizi ve yaşamımızı, ailemizi, yakınlarımızı, iş dünyamızı, kendi firmamızı etkiler. Ülkemizi hatta dünyayı etkiler. Bu kararların pek çoğunu da “Pat” diye veririz. Hiç düşünmeden... Oysa karar vermeden önce bizi yönlendirecek değerler analitik düşünme, tecrübe, bilgi, sezgi, cesaret ve riskleri öngörebilen sağduyudur.

    Aldığımız her karar ilgi alanındaki her konuyu ve bir sonraki kararı doğru ya da dolaylı etkileyecektir. Süreçleri de etkileyecektir. Bu açıdan bakıldığında geniş kapsamlı, eşgüdümlü düşünmek gerekir.

    Kararlarımızın sonuçları sürdürülebilir olmalı. Aynı zamanda yaşamımızdaki ya da planlarımızdaki amacımızın makro hedefine ters düşmemeli. Yaşamımızın her alanını etkileyecek ise uzun dönemli etkileri de hesaba katılmalı. En az birkaç alternatif arasında tercih edilen ve alınan “KARAR” aslında bir seçimdir. Aynı zamanda da diğerlerinden vazgeçiştir. Tercih etmediğimiz her şeyi geride bırakırız. Dönüşü yoktur.

    İddialı hedefler, büyük iş planları ve programları üzerinde karar verirken, genelde kararın önemine, kapsadığı alan genişliğine paralel olarak riskler, tehlikeler, maliyetler ve değişik konularda zorluklar da büyük olur.

    Kararlarımızın muhtemel sonuçları olacaktır. Bu sonuçlara göre artı ve eksi tüm dinamikleri, etkileşimleri hesaba katmak aklın yoludur. Alternatifler yani seçenekler önceden düşünülmelidir. Unutulmamalıdır ki, kararın uygulanmaya başlanması ile beklenmedik pek çok ve değişik gelişme karşımıza çıkabilir.

    Liderlerin, iş adamlarının, “CEO”ların ve tüm üst düzey yöneticilerin verdiği kararlar çok geniş kitleleri doğrudan etkilediğinden, akıl-mantık-ekonomik ve insani değerler ile çevreye etkileri olumlu sonuçlar üretmelidir.

    Bu konumdaki kişiler, 3 temel karar verme aşamasını yaşarlar;

    Birincisi hazırlık aşamasıdır. İyi ve doğru bir hazırlık süreci gerektirir. Bunun için de konu net olarak anlaşılmış olmalıdır.

    İkinci aşama kararın açıklanmasıdır.

    Üçüncü aşama uygulama sürecidir.

    Yukarıda belirttiğim üç temel karar aşamasından sonra gelen süreç ise daha kritiktir ve alınan kararda yapılan bir yanlış var ise bunun hemen düzeltilmesidir. Yanlışı kabul etmek, başka yanlışları önler ve olgunluk ifadesi olarak hanemize yazılır.

    İyi bir lider, aldığı kararı uygulamaya geçme aşamasında heyecan duyar, gönlünü koyar. Konu ile ilgili müphem noktaları önceden açıklığa kavuşturur. Konunun özünü benimser. Detaylara takılmaz. Öneri kimden gelirse gelsin iyi ve doğru fikirlere ön yargılı yaklaşmaz. Uygulamada, sürekli geri bildirim ile pozitif sonuç için kontrolü elden bırakmaz.

    Amerikalı yönetim profesörü Noel Tichy, “Mükemmel kararlar tesadüfen alınmıyor,” der. Ancak bilim dünyasında bu düşünceyi paylaşanlar ve paylaşmayanlar olduğu kadar, tam tersi yönde tespitleri dile getirenler de vardır.

    2005 yılına Frankfurt’ta bir iş toplantısı sonrasında yemeğe davet edildim. Alman CEO Herr. Roberr bir arkadaşı ile buluşacağını söyleyerek yemeğe katılmadan ayrılmak istedi. Alman partnerim kabul etmedi ve arkadaşı da bizimle geldi. Uzun bir yemek. Çeşitli konular dile getirildi. Ekonominin geleceği, başarının sırları, AB sorunları, liderlik ve hatta liderlerin karar verme zorlukları üzerine konuşuldu. CEOnun arkadaşı bir ara çantasından “Current Biology” adlı debiyi çıkartarak özetle şu satıları okudu;

    Yapılan bir araştırmada, kişilerin bazı durumlarda anlık olarak verdikleri kararların daha isabetli olduğu görülmüştür. Bir çalışmada denekler bilgisayar karşısına oturtuldu ve 650 sembol üzerinden farklı olanları seçmeleri istendi. Hemen yanıt vermeye zorlanan deneklerin hemen hepsi o farklı objeyi ilk defada tespit ettiler. Zaman tanınan deneklerin hiç biri ise doğruyu bulamadı.

    Bu da gösteriyor ki, her ne kadar doğru karar vermek için zaman ve düşünmeye ihtiyacımız varsa da, iç güdülerimizim önemini de unutmayalım. Önemli olan pek çok yan ve dış etkenin etkisinde kalmadan karar verebilmektir. Aynı doğrultuda, London Universty College’den Dr. Li Zhaoping, “İçgüdülerinize güvenmeyi öğrenin. Her zaman akılcı ve mantıklı olmaya çalışmayın. Hayati bir karar vereceğiniz zaman, artıları ve eksileri bir yana koyduktan sonra bir de iç güdülerinizi işin içine katın,” diyor.

    Değişik görüşlere yorum getirdiğimizde, her ne kadar doğru karar vermek için zamana ve düşünmeye ihtiyaç varsa da, içgüdülerimizin de ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Gerçek şu ki, doğru olan pek çok yan ve dış etkenin etkisinde kalmadan karar verebilmektir.

    Son sözü de ünlü filozof Nietzsche’ye bırakalım isterseniz:

    -Bir girişimde bulunacaksanız kararsızlık kapılarını kapatın.