“Fahri Doktora”nın Onuru


  • 01.04.2012

    Kelime olarak “Fahri”yi bir işi ücret almadan, gönülden, genelde başkalarının yararı, iyiliği, hayrı, mutluluğu için girişilen eylemlerin tanımlamasında kullanırız. Toplumun gelişmesi için, bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmak ya da yaşam düzeylerini yükseltmesine katkıda bulunmak için, kendini zorunlu hissetmeden, gönülden gelen, zevkle ve arzuyla yapılan işler fahri girişimlerdir.

     

    Bu ayrıcalık ve yapısal özellik zaman içerisinde bilim dünyasının da dikkatini çekmiş olmalı ki, herhangi bir akademik kariyere sahip olmaksızın bilimsel, toplumsal, sanatsal ya da kültürel faaliyetleri ile toplum içinde saygınlık kazanan kişilere akademik kurullar tarafından verilen ünvan da “Fahri Doktora” olarak adlandırılmıştır. Araştırdığım kadarıyla, ilk fahri doktora ünvanı 1470’li yıllarda Oxford Üniversitesi tarafından Kardinal Lionel Woodville’e verilmiş ve o tarihten başlayarak belli bir düzeyde yaygınlık kazanmıştır.

           Böyle bir ödül, insanı hem mutlu kılıyor ve onurlandırıyor hem de kamçılıyor ve motive ediyor. Haliç Üniversitesi Senatosu tarafından “Fahri Doktora” ile ödüllendirildiğimi öğrendiğim andan itibaren kendime şu soruyu sormaya başladım; Bu ödüle layık olmak için ilave olarak daha neler yapmalıyım? Başkalarına bu yolda nasıl örnek olabilirim? İnsanlığın yücelmesi, hoşgörünün daha belirginleşmesi, insanlar arası sevgi iletişiminin yaygınlaşması adına neler yapabilirim?

           Bütün düşüncelerim içerisinde ilk aklıma gelen ödül töreninde; “Kendi adıma yaptırdığım okul bitince, iki kızım ve bir oğlum adına da ayrıca üç okul yaptıracağım!” diyerek dile getirdim. 20 Ocak 2012’de gerçekleştirilen törende yaptığım konuşmanın bir bölümünün bu konudaki duygularımın, düşüncelerimin ve amaçlarımın çok iyi tercümanı olduğunu sanıyorum.

           “Haliç Üniversitesi Senatosu’nun beni ‘Fahri Doktora’ ünvanına layık gördüğü bugün, hayatımda çok önemli bir yer tutacaktır. Bugüne kadar bir çok ödül, plaket ve teşekkür belgesi aldım. Ancak hiçbiri Haliç Üniversitesi’nin verdiği bu ünvan kadar anlamlı olmadı ve beni mutlu etmedi.

           Babam Hacı Mehmet Bahaettin Ulusoy, 1937 yılında ‘Ulusoy’u 6 harf ile otobüs ve kamyonun üzerine yazarak yola çıktı. O günden bu yana geçen zamanın 50 yılında ben vardım. 50 yıllık insan ve eşya taşımacılığında, turizm ve otomotivde özellikle hizmet sektöründe çok iyi hizmet verdik.

           ‘Yılmaz Ulusoy holding’in kuruluşundan bu yana ise:

    -Enerji

    -Turizm

    -İnşaat 

    -Denizcilik

           Sektörleri ile devam ediyorum. Geçen 50 yıllık sürede epeyce işler yaptık. Allah yardım etti ve başarılı olduk.

           Bu geçen zaman içerisinde Türkiye’nin çok ama çok değişken yelpazesinde, birçok olaya şahit oldum, bir çoğunada bizzat yaşadım, epey tecrübe sahibi oldum.

           Bunun içinde gençlere diyorum ki; çalışın, sözünüzün eri olun, kendinize zaman ayırın. Memleket meselelerine sahip olun ve mutlaka cumhuriyete sahip çıkın. Bunun yanında aile bağlarına önem verin.

           Son nefesinize kadar çalışacağınızı unutmayın. İş hayatımın yanında düzenli bir yaşam, ülkemin refahı ve olabildiği ölçüde üç meseleye önem veriyorum. Kitap yazmak... Okul yaptırmak... Ağaç dikmek...

             ‘Önemsiyorum ve Öneriyorum’ isimli ikinci kitabımda şöyle yazmıştım; ‘Eğitim yaşamın kendisidir. Yaşam bize olaylarla ders verir, ışık tutar, acı çektirir. Eğitim yaşamın sırlarını çözer. Daha iyiye, daha güzele, daha yararlıya doğru, insanı değiştirme sanatıdır. Eğitim doğumla başlar ve son nefeste biter. Düşünen, okuyan, çaba gösteren, kendisinin ve başkasının tecrübelerinden yararlanan herkes bu süreci iyi değerlendirmiş olur.’

           Önem verdiğim ikinci konu okul yaptırmaktır. Bu alanda, biri babam Hacı Mehmet Baheattin Ulusoy adına Of’da ‘Anadolu Meslek Lisesi’ olmak üzere bugüne dek 4 okul yaptırdım. Beşinci okulu kendi adıma yaptıracağım. Önümüzdeki Şubat ayı yapımına Levent’te başlayacağım ‘Yılmaz Ulusoy Fen Lisesi’ inşaatıdır.

           Önem verdiğim üçüncü konu ise ağaç dikmektir. Bu bağlamda Babaeski’de TEMA ile birlikte 4 bin ağaçlık bir orman oluşturulmuş, bu yıl ise Şile-Ömerli yolu arasında 12 bin fidanlık ağaç dikimi yapılmıştır.

           Gerek ‘Bizim Lösemili Çocuklar Vakfı’ ve gerekse bugün Türkiye’nin saygın ve çok önemli eğitim kurumlarından biri olarak değerlendirdiğim ‘Haliç Üniversitesi’ altı bin öğrencisi ile siz gençlere çağdaş eğitim vermektedir.

           Siz gençlere sevgilerimi sunuyor, başarılar diliyorum.”

           Geçenlerde ofisime gelen bir genç bana şu soruyu yöneltti: “Yılmaz Bey, bugüne kadar yaşadıklarınızdan tespit ettiğiniz en yüce bilgi, yaşamın amacı, insanlık dersi nedir?”

           Haliç Üniversitesi tarafından layık görüldüğüm “Fahri Doktora”nın onuru ve gururu kadar bana yüklediklerinin de düşünceleri ve duyguları, o genç arkadaşa cevabımın da anahtarı oldu:

           “İçinde yaşadığımız çağın, Milenyum sonrası dönemin insandan beklentisi şudur: Bedeni ve ruhi tüm güçlerimizi seferber edip, evrenin genel uyum ve tekamül kanunlarına, gerçeklerine uygun hareket ve işlerle, çalışmalarla varlığımızı geliştirmek. Güç ve büyükçe işlere yiğitçe atılmak. Tuttuğumuz işi mutlaka kazanmak. Çalışırken ibadet heyecanı duymak. Kendimizi ve toplumu daha mutlu, daha düzenli, uyumlu bir refah düzeyine kavuşturmak için tüm benliğimizle çalışmaktır.