Fanatizm Tehlikeli Tırmanıyor
-
31.03.2013
İnançlarımız bize aittir. Düşüncelerimiz bize aittir. Duygularımız ve değerlerimiz de bize aittir. Komşumuz İlker Bey, iş arkadaşımız Oral Bey, aile dostumuz Sevim Hanım’ın da kendilerine ait inanç, düşünce ve duyguları vardır. Bu konularda adı geçen kişiler arası görüş alış verişi olmadığı ya da karşılıklı saygı, sevgi ve anlayıştan uzaklaşılmadığı sürece hiç bir gerilim, ötekileştirme, söz düellosu, kötü hitaplar, çatık kaşlar, sıkılmış yumruklar ilişkilerde yer almaz, gül gibi geçinip gideriz.
Ancak karşımızdaki bu kişilerden biri, bizi inanç, düşünce ya da duygularımızdan ayırmak istemesi halinde şiddetli bir tutku ile karşı koyarız. Akıl ve mantığımızı kaybedebilir, savunmadan da öte karşı saldırıya geçeriz. İşte fanatizm başlamıştır. Bencilleşiriz, karşı tarafı düşman görmeye başlarız.
Sözlük anlamında, yüksek sempati ve sevginin bir marka, bir kurum ya da topluma mal olmuş bir kişi üzerinde yoğunlaşmasına fanatizm deniyor. Bu duyguyu yaşayanlara da “Fanatik” adı veriliyor. Bunun daha ileri boyutlara gitmesi halinde ise aşırı fanatizmin ve aşırı fanatiklerin şekil bulduğu bir ortamı oluşturuyor. Bu nedenledir ki, dil dünyamızda fanatik, dar görüşlü, sığ düşünceli, örümcek kafalı, kapasitesiz, ufuksuz ve kapalı kişi olarak tanımlanıyor.
Siyaset, din, görüş, ideoloji ve başta futbol olmak üzere spor alanlarında fanatizm maalesef dörtnala at koşturmaktadır. Medya kanalıyla da şiddet, ötekileştirme, fanatizm özellikle de spor fanatizmi kendine kolay bir mecra bulabilmektedir.
Hayatın her alanında ötekini susturma yoluyla her şeyin mubah olduğu bir ortam ve koşulu oluşturan, taraftardan öte fanatik olarak adlandırılması gereken kişilerin hoşgörüsüzlüğü, şiddete meyletmeleri, hırçın ve huysuz tavırları topluma korku ve endişe salmaktadır.
Fanatik inançlarını, düşüncelerini başkalarıyla tartışmaya açık değildir. Hele güçlü durumda ise kendi inanç, düşünce ve duygularını karşısındakine dayatmak, zorla kabul ettirmek ister. Fanatikler sıklıkla diğerlerinin hayatını bilerek ya da bilmeyerek cehenneme çevirirler. Kendilerini her koşulda haklı görürler. Karşı tarafa hiçbir şekilde hak tanımayacak ölçüde ve takıntı boyutunda din, görüş, düşünce duygularına bağlıdırlar. Aşırı bir çılgınlık ve kör bir aşkla kendilerini düşünce, duygu ve inançlarına adamış kişilerdir. Böyle baktığımızda da fevkalade tehlikeli kişilerdir.
Dünya genelinde fanatizmin en sık oluştuğu ve yuvalandığı ortam hiç kuşku yok ki futbol dünyasıdır. Bizim toplumumuzda bu oluşum çok daha belirgin ve çok daha tehlikeli bir tırmanış göstermektedir. Medyamız futbol haberlerini sunarken milliyetçi söylemleri, takım taraftarlığını, şiddete yöneltecek tehlikeli ifadeleri kullanmaktan özellikle kaçınmalıdır.
Futbol bütün dünyada seyir zevki çok yüksek bir spor dalı olduğundan, insanların büyük çoğunluğunun da ilgi odağı halindedir. “Top yuvarlaktır” sözcükleriyle de tanımlanan futbol sürprizlere açıktır. İnsanları en çok heyecanlandıran etken bu boyutudur. En zayıf takım bile en güçlüyü hem de hiç beklenmediği bir günde ve bir anda yenebilir. Popüler kültür ve tüketim dünyasında dev bir endüstridir. Her yıl tüm dünyada çok büyük paraların yatırıldığı ve el değiştirdiği bir yaşam tarzıdır.
Futbol, seyirci olan ya da taraftar dediğimiz kişilere ne kazandırır?.. En azından bir kimlik kazandırır. “Ben ...lıyım,”der. “Bizi kimse yenemez,” ya da “Bizden büyük yok,” diye de ilave eder. Bunları söylediği anda da kendini gerçekten çok güçlü hisseder.
Hızlı kentleşme sonucu yoğun bir çalışma temposuna giren, aynı zamanda gittikçe yalnızlaşan bunun sonucu da yorgun, bitkin olan kişi stadyum ortamında hiç tanımadığı kişilerle bütünleşir. Bu birliktelik ile heyecan ve sevgi iletişimi yaşar. İnsanlara ve kitlelere sesini duyurma şansını yakalar.
Çağdaş dünyamızın yalnızlaşan ve kendi iç dünyasına çekilen insanı geçici de olsa kendinden geçer, bir nevi sarhoşluk yaşar, zihnen ve bedenen rahatlar. Yenilgi halinde de hayatının tüm anlamını yitirdiğini düşünecek kadar bağımlıdır.
İnsanların özellikle de futbol seyircilerinin bu psikolojik bağımlılığını bilen medya, bu bağımlılığı pekiştiren söylemlerden, militarist ve ırkçı yaklaşımlarla taraftarlar arasına olumsuz duygu ve düşünce aşılayan benzetmelerden kaçınmalıdır.
Medyanın içinde bulunduğu toplum ortamından etkilenen olduğu kadar o ortamı etkileyen bir özelliği vardır. Bu nedenle de yapacağı en ufak bir kışkırtmanın, iğneleyici ve alaylı ifadenin ciddi sorunlar getireceğini her zaman göz önünde bulundurmalıdır.
Nedir, nedendir bu hoşgörüsüz tutum? Neden bu sevgi yoksunluğu? Niçin empati kurma duygularımız böylesine köreliyor? e kendi kendime sorduğum bu sorulara neden olan olumsuz ortam her gün biraz daha artarak çevremizi iyice sarıyor? Anlamak mümkün değil!..
Diyorum ki, hepimize görev düşüyor. Ülkenin en üst düzey yöneticisinden sıradan bir vatandaşına kadar... Hepimiz bu artan fanatizm karşısında tavır almalı, korkmadan ve yılmadan mücadele etmeliyiz. Eğitimden mümkün olduğunca yararlanmalıyız. Televizyonlar, basın organları, internet programları, üniversiteler, kültür ve sanat kurumları hatta politika çevreleri fanatizme karşı cephe almalı ve topluma uyarıcı mesajlar vermelidirler.
Fanatizmin böylesine aşırılaşmasının sonu holiganizm’dir. Bu gidiş toplum için için ciddi ve gerçek bir tehlike oluşturan holiganların sayısının da çok yukarılara tırmanmasına neden olacaktır. Henüz yolu yarılamadan engellemek zorundayız. Yoksa “Dur!” demenin zamanı çoktan geçmiş olacak!..
