Gençlere Borcumuz Var
-
01.02.2012
Avrupa’yı hatta bütün dünyayı göz önüne aldığımızda, 29,7 yaş ortalamasıyla Türkiye nitelik ve nicelik bakımından genç bir ülkedir. Bu “Genç” olmanın, ülkemiz adına önemle irdelenmesi gerektiği ve gençliğin sorunlarına çözüm bulma araştırma ve çalışmalarının ciddi boyutlarda yapılması gündemimizde ilk sıralarda yer alması gereken önemli bir konudur.
Gençlik, yaşamımızın en enerjik dönemidir. Genç insan atiktir, atılımcıdır, yerinde duramaz, düşünce ve özellikle duygu bakımından fırtına gibidir.
Genç insan yeniliğe ve gelişmeye açıktır. Kendini tanımaya ve kimliğini bulmaya çalışır. Geleceğine hazırlanır. Toplumda bir yeri olsun, sözü dinlensin ister. Adam yerine konulsun ister. Eğilimlerine uygun, yetenekli olduğu konularda ve başarılı olabileceğine inandığı bir mesleği seçmek ister. Hepsinden öte, yaşadığı duygusal deneyimler sonucu hayat arkadaşını bulma peşindedir.
Gençlik çağının kendine özgü, evrensel özellikleri vardır. Genç insan öncelikle ailesini bağımlı olmaktan kurtulma çabasındadır. O yönde duygusal bağımsızlığı ona güç verir, savaşır. Kendine güveni sağlamlaşır ve cinsel kimliğini kazanır. Karşı cinsi tanımaya başlar. Yaptığı öğrenim ve meslek seçimi ile toplum içinde yer edinmeye hazırlanır.
Gençlerin amacı, kişiliğini geliştirmek ve kendini kanıtlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, kendi kişiliğini, kişisel bütünlüğünü kurmaya çalışır. Yaşamına yön veren evrensel ilkeleri ve doğruları oluşturma çabasındadır.
Genç bir insan, toplumda kendisine bir yer edinmek için, yer/iş/insan ilişkileri bulmaya adaydır. Bu nedenle de toplum gerçeğinin içinde yer almak ister. Annesini, babasını, değer verdiği bir yakınını ya da meslek sahibi tanıdıklarını kendine örnek alır. Fakat bunu başarmak hiç de kolay değildir. İyi bir eğitim, deneyimler ve kişilik niteliklerini kazanmak gerekir. Toplumun da gençlere bu kazanımları sunması gerekir.
İş ve sosyal yaşamında sıkça başvurduğum “3”lü ya da “4”lü formülümü bu kez “4D” adı altında gençlerimize önermek isterim:
Düzenleme... Dengeleme... Denetim... Düzeltme...
Genç insan, gelişmesi ve eğitimi adına davranışlarını insan psikolojisine, okuyacağı kitapları, mesleğini ve kültürünü destekleyecek şekilde, etik değerlerini, evrensel ilkeler doğrultusunda “Düzenlemeli”dir. Bunları uygularken, yaşam pratikleri içinde aşırılıkları arındırmalı ve “Dengelemeli”dir. Evrensel doğrulara ne denli uyduğu hususunda kendini devamlı “Denetim” altında tutmalıdır. Arada bir sapmalar, yoldan çıkmalar olabilir. Çünkü “Beşer şaşar” denir ya, işte o zaman da kendini “Düzeltmeli”dir.
Gençlerimize bunca yük yüklerken, bizlere de düşen görevleri ihmal etmememiz gerekir. Öncelikle onlarla, seviyeli ve sevgi temelli ilişkiler kurmalıyız. Gönüllerine girmeli, kendilerini ifade etmelerine izin vermeliyiz. Korku ve çekingenlik değil, onlara umut ve özgüven aşılamalıyız.
Bir süredir gerek iş yaşamımda, gerekse sosyal etkinliklerimde özellikle genç insanlarla özel sohbet imkanları oluşturuyorum. Onlardan dinlediklerimle bazı tespitlerim oluyor.
Örneğin konuştuğum gençlerin biri, “İnsanı insan yapan ilk özellik, aklını kullanması ve hayatı değiştirme yetisidir. Kendi yaşamımız, geleceğimiz ve ülkemizle ilgili düşüncelerimizi üst düzey idari yetkililere duyurmak ve sonuç almak istiyoruz” derken, Hukuk Fakültesi’de okuyan bir diğeri, “Önümüzde yaşayabileceğimiz kırk, elli yıl var. ‘Bu ülke eskiden böyle değildi,’ diyerek ve hayıflanarak oturmak istemiyoruz. Ülkeyi yönetecek akla, bilgiye ve iradeye sahibiz. İlerici, onurlu ve adalete saygılıyız. Sesimizi duyurmak ve yaşam pratiğinde yer almak istiyoruz,” diyordu.
Gelecekten umudunu yitirmiş, okulundan yeni mezun bir bilgisayar mezunu genç ise, “İşsizlik had safhada. TBMM, gençleri sadece bayramdan bayrama hatırlıyor. Ülkemizin nüfus çokluğunun genç olduğunu unutmamalılar,” diyerek daha somut gerçeklere parmağını basıyordu.
Çoğaltabileceğim bu örneklerin ışığında, bizlere düşen en önemli görev, gençlerimize borcumuz olduğunu unutmamaktır. Onlara, umut, azim, kendine güven, eğitim ve iş imkanı toplamında, iyi bir gelecek sunabilmeliyiz.
Ülkemizin geleceği, bugünkü gençlerimizdir. Bu gerçeğe sırt çeviremeyiz. Gecikmiş değiliz. Hiç olmazsa bu günden başlayarak, gençlerimize, en azından küçük görmeden, ulaşılmaz zırhına bürünmeden ve daha samimi, içten bir şekilde elimizi uzatmalıyız ki, onlardan da aynı yakınlığı görebilelim.
