Gerçek Dostumuz Kitap


  • 01.08.2011

    Ülkemizde de çok ilgi gören “Martı” adlı kitabın ABD’li yazarı Richard Bach’ın, yaşamla ilgili olarak, “Hayata başladığımızda her birimize bir blok mermer verilir. Onunla heykel yapacak aletler de verilir. Onu ya el değmemiş durumda arkamızda sürükleriz ya parçalar çakıl gibi dökeriz ya da görkemli bir biçime sokarız,” şeklinde bir yorumu vardır.

     

    İşte bu mermer parçasını nasıl yontabileceğimizi, en güzel kıvrımları, satıhları nasıl yaratabileceğimizi, bağlantı noktalarına nasıl bir estetik anlayış verebileceğimizi bize kitaplar öğretir. Çalışan, okuyan, düşünen ve aklını kullanan bir ömür sonunda iyi eserler bırakır ardında. Yaşamını mermer bir heykele ya da göze hoş gelen bir formasyona dönüştürür.

    İnsana sunulan değerler arasında çok önemli saydığım kitap, benim için vaz geçilmez bir dost, dert ortağı ve yaşam kılavuzu, kitap sevgisi de temel bir sevgidir. Aklımın dili olan düşüncelerime en anlamlı yanıtları ve yorumları bulduğum kaynak kitaplarımdır.

    Şöyle bir düşündüğümüzde, kitap her şeyden önce kültürümüzü artırır, bakış açımızı derinleştirir, ruhumuzu yıkar, kimi zaman iç sıkıntılarımıza çare, bize yol gösteren olur. Onu aramadığımız zaman sitem etmez, aradığımızda da naz etmez.

    Kitap bizi ömür boyunca yalnız bırakmayan tek sevgi ve bilgelik kaynağıdır. Okuruna dostça hizmet eder, yaşamı daha çekilir kılar, insanı insana yaklaştırır. Zihnimizi açar, düşüncelerimizi besler ve geliştirir. Varsa, at gözlüklerimizden bizi kurtarır. İyi bir kitap, hiç bir yan etkisi olmayan tek ilaçtır.

    Kitap sevgisi ve okuma alışkanlığının çocukluk döneminde kazanılması gerçeğinden kaçınamayız. Burada anne ve babalar yanında okulların rolü çok büyüktür. Çocukluk sonrası gençlik döneminde de okumanın sayısız yararları vardır. Bir genç insanın kendini tanıması, yeteneklerini keşfetmesi ve dünyaya doğru ve sağlıklı bir göz ile bakması kitaplar sayesinde çok daha kolay olacaktır. Bu da sanırım başarı için gerekli bir anahtardır.

    Üzülerek görüyoruz ki, günümüz gençliğinde okuma alışkanlığı yeterince yaygın değildir. Bunun sonucunda da, gençlerimiz maalesef sorunlarına çözüm bulmakta zorlanmakta hatta çaresiz kalmaktadırlar. Okumak, doğrudan eğitim ve öğretimin bir nevi baş rolündedir. Yapılan araştırmalar, gelişmiş ülkelerde öğrenmenin ve edinilen bilgilerin büyük oranda kitap okuma ile sağlandığını kanıtlamıştır.

    Kitap, okul sonrasında da okur - yazar olmanın düzeyini arttırdığı gibi, canlı kalmasını ve öğrenme hevesini kamçılayarak eğitimin devamını da sağlar. İnsanlar ve toplumlar, teknolojik gelişmişliğin görünmeyen tuzağı olan “Sessizlik kültür”ünden ya da “Yalnız yaşama ve kendine yetme bunalımı”ndan ancak iyi seçilmiş, dünyayı, günü ve geleceği doğru yorumlayan kitaplarla aşabilirler.

    Kitap bir anlamda, dünyayı ve yaşamı doğru okumayı, eleştirel olabilmeyi öğretir. Okumaz – yazmaz bir toplumda ekonomi, sağlık, bilim ve refah düzeyi ile demokratik toplum olma değerleri, kültürel yetkinlikler, sosyal faaliyetler, sanat ve kültür dünyası her daim düşük seviyelerde kalmaya mahkumdur.

    Yaşamın karşımıza çıkardığı sorun ve sorulara vereceğimiz yanıtlar, çözüm disiplinleri, kendimize özgün kültürü yansıtır. İşte bu nedenle okuyan, doğru cevapları en kısa zamanda bulur, hatalarını da geç kalmadan düzeltebilir. Kitabın sevgisi, seçimi ve dikkatli okuma alışkanlığı bizi ve insanlığı yüceltecektir. Bunu sağlayan kitap hiç sevilmez mi?!..

    Umutsuzluğu umuda, çaresizliği çareye, yalnızlığı dostluklara, kötülüğü iyiliğe, cehaleti bilgeliğe dönüştüren kitap hiç sevilmez mi!?..

    Öğreten kitaplar, insanlığın geleceğine ışık tutan birer güneştirler. Bilmediklerimizi öğreten, doğruyu, iyiyi, güzeli bulmamıza yardım eden, yazarla okuru arasında bağ kurduran, görmediğimiz, gitmediğimiz yerleri bize tanıtan, yaşamı sevdiren, dünyayı güzelleştiren kitap hiç sevilmez mi!?..

    Kitap sevgisinden söz edince, savaşta ve barışta gerçek bir lider olduğu bütün dünya tarafından kabul edilmiş Mustafa Kemal Atatürk’ü anmadan geçemeyeceğim. Yakın tarihimizi biraz bilenler, O’nun bu konuda ne kadar ileri düzeyde ve derin bilgilenmede olduğunu da gayet iyi bilirler. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir,” deyişi bile Atatürk’ün kitaba ve okumaya ne denli önem verdiğinin en canlı kanıtıdır. Gerek okul dönemlerinde, gerekse okuldan sonra zamanının büyük kısmın okumakla değerlendiren büyük kurtarıcı savaş yıllarında da cepheden cepheye koşarken yanından kitaplarını eksik etmemiştir.

    Atatürk milletinden aldığı güç ve cesaret ile mücadelesini sürdürmüş, en zor anlarda bile sabır ve metanetinden taviz vermemiş, çevresini de yüreklendirerek her cephede büyük başarılara imza atmıştır. Bu başarıda kitapların ne kadar önemli olduğu defalarca kendisi tarafından dile getirilmiştir. Aralıksız ve çok yoğun okumasıyla ilgili olarak, çevresinden gelen soru ve eleştirilere, kitabın her dönemde en yakın dostu olduğunu ve gerek savaşta gerekse devrimlerde en önemli öğretmeni olduğunu söylediği yakın tarih sayfalarımızda apaçık durmaktadır.

    Unutmayalım ki kitap, aynı masada oturup değil sözünü, düşüncesini, ekmeğini bile paylaşmayacak insanları buluşturur. Kişiler ve toplumlar arasında gözle görülmeyen köprüler kurar. Birlik ve dirlik getirir. Okuyana, bir başkasının dünyasını anlama, paylaşma ve onun yerine kendini koyabilme gücü verir.

    Biraz gözlerimizi kapatıp, “Hiçbir gemi, bizi kitaplar kadar uzaklara götüremez,” deyişini her hatırlayışımızda, kitaba bir o kadar daha sevgi duyacak ve bir o kadar daha dost olarak sarılacağız. Hiç şüpheniz olmasın.