İki Yüzlü Dünyamız
-
01.09.2011
“İki” sayı olarak “Bir”den büyüktür. İki insan, bir insanın kaldırdığı yükün iki katını kaldırabilir. İki insanın birliği, gücü, sinerjisi, enerjisi ve çalışma gücü bir insanın iki katıdır. Çoğaltabileceğimiz bu örneklerden yola çıkarak, “İki olmanın hayrı, bir olmanın hayrını aşar” diyebiliriz. “İki”nin “Bir”den güçsüz, çelimsiz, istenmeyen bir kelime olduğu tek yer ise, düşük ahlak seviyesini de anlatan “İki yüzlülük”tür. İnançsızların ve eğitimsizlerin kolayca başvurdukları bir davranış biçimidir. Tüm etik kuralların, dinlerin ve genelde insanlığın benimsemediği, yasakladığı bir tutumdur.
İçi dışı bir olmak, olduğu gibi görünmek kısaca tek yüzlü olmak, her zaman için iki yüzlülükten üstündür ve değerlidir. İstenen ruh olgunluğudur. İnsani davranışlar, adalet kavramı, merhamet, hoşgörü ve sevgi olgunluğu ve medeniyeti yansıtır. Evrensel değerleri içerir.
Bu değerleri;
*Adaletçi olmak
*Tüm insanlara sevgi ve hoşgörü ile yaklaşmak
*Barışcı ve merhametli olmak
*Olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi olmak
*Kendi dışındakilerin sorunlarına saygılı ve yardımcı olmak
*İnsanlığın ilerlemesi için yeni düşünceler üretmek
*İnsanlığın birliği için çaba harcamak
*Güzel ahlak sahibi olmak
*Affetmeyi ve empati duymayı bilmek
Şeklinde sıralayabiliriz.
Bu saydıklarımı da göz önüne alırsak, maalesef bugün iki yüzlü bir dünyada yaşıyoruz. Bir yüzünde, insan hak ve hürriyetlerinin kutsal sayıldığı demokratik ve medeni dünya. O dünyanın yöneticileri, liderleri, kurumları, dernekleri, birlikleri ve politikacıları... Ve bunların parlak, güzel kelimelerle süslenmiş söylevleri, demeçleri, yazıları...Hem de “Aman ne büyük adam. Ne kadar çok insancıl!..” dedirten türden.
Diğer yanda ise konuşmalarında, yazılarında, bildirilerinde, tüzüklerinde, iç ve dış politikalarında evrensel değerleri yüzlerine maske yaparak, kapalı kapılar ardında barışçıl olmayan, ekonomik, kültürel, siyasi ve hukuki terör kokan, amaçları yolunda pek çok insanın ölümüne neden olan karanlık yüzler!.. İşte dünyamızın ikinci yüzü...
Temmuz 2004 Bretton Woods Konferansı nedeniyle, Ekonomist Dr. Neşecan Balkan, İşci Mücadelesi Dergisi’nde yayınlanan “IMF ve Dünya Bankası’nın 60 Yılı: Bir Blanço” başlıklı yazısında,
“Dünya Bankası’NIN 1980’lerden itibaren verdiği kredi, proje bazında krediler yerine daha ağır koşullar gerektiren yapısal uyum ve sektör bazında krediler olmaya başladı.
...Az gelişmiş ülkelerdeki KOBİ’lere verilen kredilerin amacı ise genellikle sendikasız, sigortasız işci çalıştıran bu işletmeleri küresel piyasaya entegre etmek ve çok uluslu şirketlerin denetimi altındaki üretim zincirlerinin bağımlı birer halkası haline getirmektedir.
Kısaca, Dünya Bankası son yıllarda az gelişmiş ülkelerde yoksullaşmayı, gelir dağılımı bozukluğunu artıran yapısal uyum politikalarını bu kredileriyle fütursuzca desteklemektedir. Kalkınma sağlama amacıyla kurulmuş olan Banka’nın bu tutumu, sistemin iki yüzlü söylemine bir örnektir,” demiştir.
Dünyamızı iki yüzlülüğüyle ilgili olarak, Ekonomist Prof. Dr. Cihan Dura, Colombia Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Joseph Stiglitz’in yorumlarına yer verdiği bir yazısında,
“ABD, diğer ülkelerin piyasalarını finans hizmetleri gibi Amerika’nın güçlü olduğu alanlarda açtırırken, onlara aynı koşullar altında karşılık vermeye yanaşmamıştır.
Daha da kötüsü, finans hizmetlerinin serbestleştirilmesi, gelişmekte olan ülkelerin bir bölümü için çok zararlıdır. Şu sebeple ki, büyük uluslararası bankalar ulusal rakiplerini kolayca ezer. Biriken fonlar ise küçük ölçekli ulusal şirketlere değil, uluslararası şirketlere akar.
Ticaretin liberalizasyonu uygulamasına çifte standart örneği tarımda da verilebilir. ABD diğer ülkelerden, Amerikan ürünlerine yönelik ticaret engellerini azaltmalarını ve rakip ürünlere sağlanan sübvansiyonları kaldırmalarını ister. Ancak kendisi hem gelişmekte olan ülkelerin ürünleri karşısındaki engelleri korur hem de geniş çaplı sübvansiyonları sürdürür. Böylece bu tarım sübvansiyonları, ABD’li çiftçileri üretimi artırmaya teşvik ederken, yoksul ülkelerin üretimlerinde önemli yeri olan malların küresel fiyatlarını düşürür. Bu konuda Avrupa Birliği, ABD kadar iki yüzlüdür. Hatta onların tarım sübvansiyonları ABD’ninkin de fazladır,” gibi önemli noktalara dikkati çekmiştir.
Batı dünyasında, günlük konuşma dilinde de sıkca kullanılan “Kicking Away the Ladder” şeklinde bir deyim vardır. Türkçeye, “Erişilmeyecek bir yüksekliğe ancak merdiven yardımı ile çıkanlar, arkasından gelenler o noktaya ulaşmasınlar diye, o merdiveni iterek düşürürler” olarak çevrilebilir. Güney Kore’nin önemli ekonomistlerinden ve kalkınma uzmanı Ha-Joon Chang’un Türkiye’de “Kalkınma Reçetelerinin Gerçek Yüzü” adıyla yayımlanan kitabının orjinal adı da, yukarıdaki deyime atıf yapılarak, “Kicking Away the Ladder; Development Strategy in Historical’ dir. Cahng, kitabına böyle bir isim vermesini, “Sanayileşmiş bir ülkenin, zenginliğin doruğuna ulaştığı zaman, başka ülkelerin kendi bulunduğu mertebeye erişmesini engellemek için, oraya tırmanmasını sağlayan merdiveni itmesi, yani kendi uyguladıkları politikaları kullanmalarını engellemek,” olarak açıklamıştır.
Dünya coğrafyasına baktığımızda, Afrika’ dan Antartika’ ya, Asya’dan Güney Amerika’ya, her bir ücra köşedeki insan adalete, merhamete, barışa, sevgiye, dostluğa susamış durumdadır. İnsanlığın dünya liderlerinden, uluslararası işletmelerin “CEO”larından, kurum ve derneklerin üst yönetimlerinden beklediği eşitlik ve özgürlük, gerçek adalet, yeterince ekonomik güç ve insanca yaşama koşullarıdır.
Dünyanın iki yüzünü yaşamın acı bir gerçeği olarak kabul edip, tüm enerjimizi bu olumsuzluğa, “İnsani yüz, insancıl yaklaşım, insanın Allah eseri olduğu” bilgisi ile yaklaşıp, dünyamızı daha yaşanır bir hale getirmeliyiz. Gençlerimiz çok iyi bilmelidirler ki, yaşam son nefese kadar bir mücadeledir. İyiye, doğruya, etik olana, insancıllığa doğru zor bir yürüyüştür. Azim ve irade gerektirir.
