İşsizlik Tehlikeli Çizgide


  • 07.10.2010

    Son yıllarda işsizlik, yalnızca az gelişmiş ülkeler için değil, tüm dünya için gerçekten çok önemli bir sorun olmaya başlamıştır. İlk bakıldığında, ekonomik olarak görülse de, kişisel ve toplumsal sorunların da en önemli ve en rahatsız edici etkenlerinden biridir.

     

    İşsizlik, yaşadığı ortamda bedenen ve aklen sağlıklı olarak ve o andaki cari ücret karşılığı çalışmak isteyen ancak iş bulamayanların toplamını tanımlar. Diğer adıyla açık işsizlik olarak da sözü edilir ve insanların kendi iradeleri dışında işsiz kalmalarını anlatır. 

    Diğer ülkeleri bir yana bırakırsak, işsizlik ülkemiz için son derece ciddi boyuttadır ve yine son derece ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Hızlı ve aşırı nüfus artışı, kırsal kesimlerden kentlere göç, sanayileşmenin yeterli ve dengeli gelişememesi, işsizliğin son derece tehlikeli boyutlara varmasına neden olmuştur ve olmaktadır. Bu tehlike de hiç şüphesiz yalnızca işsiz kalanı değil, yakın ve uzak çevresiyle bütün bir toplumu etkisi altına almaktadır. Ülkemizdeki açık işsizliğin yanısıra mevsimsel, bölgesel ve gizli işsizliğin de yüksek oranlarda seyrettiğini düşünürsek, tehlikenin boyutlarının da ne denli yüksek oranda olduğunu görürüz. 

    İşsiz kalan kişinin üzerinde meydana gelen ekonomik ve psikolojik etkiler yalnızca o kişiyi değil çevresini de etkiler. Öncelikle hayat standartının düşmesi bu etkilenmenin en belirgin özelliğidir. Alışılmış bir yaşama düzeninin olumsuz yönde değişmesi, hiç şüphesiz psikolojik olumsuzlukları da beraberinde getirir. 

    İşsiz, kendini güçsüz kabul eder. Yalnız, çaresiz, bitkin ve düşkün hisseder. İnsan ilişkileri giderek zayıflar. Bencil, mutsuz ve huzursuzdur. Bu olumsuz birikimlerin sonucunda kendine, ailesine ve topluma her türlü zararı verebilir duruma gelecektir. 

    Televizyon haberlerinde sıkça izliyor, gazete sayfalarında görüyoruz. Gün geçmiyor ki, işsiz kalan genç bunalım geçirerek intihar etti, ya da ‘altı aydır işsiz olan falanca, karısını ve çocuklarını vurdu,’ gibi manşetlere neredeyse alışır hale geldik. Bu örnekleri çok rahatlıkla çoğaltabiliriz. 

    İşsizlik sorunu gerçekten insanların psikolojik yapılarında dengesizliklere neden olmaktadır. Kişisel psikolojik bozukluk sosyal çalkantının öncüsüdür. İşte bu nedenle alkol, uyuşturucu, depresyon ilaçlarının kullanımı had safhada çoğalmıştır. Sonucunda da, çoğalan ve yaygınlaşan intiharlar, cinayetler, soygunlar ve ahlak dışı davranışlar... 

    Uluslararası üne sahip, Sosyal ilişkiler uzmanı ve Ekonomi Profesörü W.Beveridge, işsizlikten doğan iki büyük sorunu ‘ilk olarak işsiz kalan kişi yararsız, istenmeyen insan olduğu duygusuna kapılır. İkincisi ise, insan yaşamına korkuyu getirir ve bu korkudan nefret doğar,’ şeklinde özetler. Bu saptamayı ülkemizdeki örneklerle karşılaştırdığımızda çok doğru bir tespit ve gerçekle karşı karşıya kalıyoruz. Bizde son yıllarda daha da belirgenleşen toplumsal çürümenin en büyük ve önemli nedeni işsizliktir. 

    Ekonomik sorunlar ve küreselleşme nedeniyle işsizliğin çözümü gittikçe zorlaşmaktadır. Oysaki pek çok dünya ülkesinin aksine, genç bir nüfusa sahip olduğumuz için, gerek ekonomik gerekse sosyal açıdan daha da geri dönülmez noktalara varmadan, bir an önce çözüm bulmak zorundayız. 

    Kırsal bölgelerden kentlere göç devam etmektedir. Kırsal bölgelerde ivedilikle emeğe dayalı iş olanakları olan modern ve organik tarımı yeniden canlandırmalı ya da orta boy sanayi üretim tesislerine dönüştürülmelidir. Bu dönüşüm gerçekleştirilirken yirmi, otuz yıllık, iktidarlar değişse bile, devlet politikası kabul edilerek, değişmeyecek ‘Ekonomik Gelişme Planlamaları’ yapılmalıdır. Bu yapılanma, Türkiye’nin işsizliğinin yoğun olduğu tüm kırsal bölgelerde uygulanmalıdır. 

    Bu çok bilinen ve genel çözüm yanında, işsizliğin en aza indirilmesi adına, araştırma ve incelemelerim sonucunda yaptığım tespitlere göre; öncelikle bilgi ve iletişim teknoloji sektörlerine yatırım yapılmalıdır. Tüm dünyanın üzerinde hassasiyetle çalıştığı “Ar-Ge”ye ciddi yatırım yapılmalı, teşvik ve öncelik tanınmalıdır. 

    İstihdam yaratan yatırımların girdi maliyetleri düşürülmeli, istihdam teşviki acilen ele alınmalıdır. Nano teknoloji gibi yeni gelişmelere yatırım yapılmalı ve teşvik edilmelidir. İstihdam öncelikli politikalar oluşturulmalı, ulusal istihdam planlaması, küresel hareketlerin bugünü ve yarını düşünülerek ele alınmalıdır. 

    İşsizlikle mücadele hükümetlerin ilk ele aldığı, her zaman öncelik tanıdığı bir politika haline dönüşmelidir. Ev üretimi teşvik edilmeli, ihracat için üreticiye destek sağlanmalıdır. Turizmde de, ev pansiyonculuğunun geliştirilmesi daha ciddi olarak düşünülmeli, bu konuda gereken teşvik, bilgi ve destek verilmelidir. 

    Bir başka büyük sorunumuz olan nüfus artışı bir an önce kontrol altına alınmalıdır. Girişimcilerin önlerindeki engeller tam ve net tespit edilip kaldırılmalı, küresel piyasalarla rekabet gücü olan firmaların oluşması, açılması için istihdam dostu bir ekonomi planlaması ve stratejisi geliştirilmelidir. 

    Unutmamalıyız ki, istihdam sorununun çözüldüğü oranda işsizlik azalacaktır. Geride bıraktığım elli yıllık çalışma hayatımın ışığında ve tecrübesinde, bu çok önemli sorunun daha büyük yıkımlara yol açmadan bir an önce çözüme kavuşturulması için, öncelikle siyaset dünyamızı temsil edenlerin, iç siyasi çekişmeleri terk etmelerini rica ediyorum. Bu çekişmelerin, kendi siyasi yaşamlarını ve geleceklerini olumsuz etkileyeceğini bildiklerini umuyorum. Toplumsal refah düzeyimizi yükselten, üretim ve iş hacmi yaratan hükümet programlarının hepimiz için huzur, barış ve mutluluk getireceği gerçeğinin de bir kez daha altını çizmek istiyorum.