Kabotaj ve Denizciliğimiz
-
07.07.2009
"Türkiye sahillerinin bir noktasından diğerine emtia ve yolcu alıp nakletmek ve sahillerde limanlar dâhilinde veya beyninde cer ve kılavuzluk ve her hangi mahiyette olursa olsun bilcümle liman hidematını ifa etmek yalnız Türkiye sancağını hamil sefain ve merakibe münhasırdır.
Ecnebi sefaini ancak memaliki ecnebiyeden almış oldukları yolcu ve hamuleyi Türk liman ve limanlarına ihraç ederler ve Türk liman ve limanlarından ecnebi liman ve limanlarına gidecek yolcu ve hamuleyi de alırlar”
Türkiye Cumhuriyeti'nin 815 sayılı ve 19.4.1926 kabul tarihli TÜRKİYE SAHİLLERİNDE NAKLİYATI BAHRİYE (KABOTAJ) VE LİMANLARLA KARA SULARI DAHİLİNDE İCRAYI SANA'T VE TİCARET HAKKINDA KANUN'un ilk maddesi yukarıdaki satırlarca yansıtılır. Aynı kanunun 6. maddesi de "İşbu kanun ahkâmı 1 Temmuz 1926 tarihinden muteberdir” diye yazar.
Kısaca "Kabotaj Kanunu” olarak bilinen ve yürürlükte olan bu kanun ile kendi denizlerinde ve kendi limanları arasında yük ve yolcu taşıma hakkı yalnızca Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne geçmiştir. Aynı zamanda her yıl 1 Temmuz gününün, sonraları adı yalnızca "Denizcilik Bayramı”na dönüştürülse de, "Denizcilik ve Kabotaj Bayramı” olarak kutlanmasına karar verilmiştir.
Böyle bir kanunun çıkarılması zorunluğuna gelmeden önce biraz tarihimizi hatırlayalım. Fatih'in daha 1453 yılında İstanbul'u fethederken gemileri nasıl karadan Haliç'e indirdiği inkâr edilemez bir gerçektir.
İlk dünya haritasını 1513 yılında çizen büyük denizci Piri Reis hem dünyada hem de Osmanlı'da çağdaş denizciliğin en önemli önderi olarak kabul edilmektedir. 1478 – 1546 yılları arasında yaşayan ve koca Akdeniz'i bir Türk gölü haline getiren Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa, dünya tarihinin en büyük deniz savaşcısı ve bir denizler fatihidir.
İşte böylesine denizciliği ve denizcileri ile iftihar eden Osmanlı İmparatorluğu, ne yazıktır ki gerileme ile yalnız toprak kayıplarıyla değil, denizciliğimizde de çok büyük darbe yemiş, hatta kapitülasyonlar döneminde kendi limanlarımız arasında bile ulaşım yabancı bayraklı gemilerle yapılmaya başlanmıştır. Bu, yalnızca gemi ve filo yetersizliği değil, İmparatorluğun tüm egemenlik haklarını kaybetmesinin bir sonucudur. Ta ki, 1923 yılında "Lozan Antlaşması” ile yabancılara tanınan kabotaj ayrıcalığının kaldırılmasına kadar.
Unutulmamalıdır ki, bu kabotaj hakkı bir gecede doğmadı. Neredeyse iki yüz yıla varan sıkıntıların ortadan kaldırılması ve yok edilen hükümranlık haklarının geri alınması mücadelesinin bir sonucudur bu kanun. Yalnız savaşlarda değil, barış döneminde de zaferlere imza atan Gazi Mustafa Kemal, "Kabotaj Kanunu”nunda olduğu gibi, ülkenin kalkınması yolunda denizciliğin çok önemli olduğunu ve bu yolda çok önemli adımlar atılması gerektiğini defalarca belirtmiş ve uygulamaya koymuştur.
Atatürk sonrası uzun zaman hakettiği gelişmeyi gösteremeyen denizciliğimiz özellikle son on yıldır gözle görülür bir değişime uğramış ve hızla dünya standartlarında gelişme göstermiştir. Küçük tezgâhlar çok büyük tersanelere dönüşmüş, önceleri sayısal ve tonaj olarak mütevazı sayılabilecek deniz filomuz, bugün çok büyük tonajlarda ve uluslararası limanlarda seferler yapan gemilere bırakmıştır yerini.
Fakat bu gelişme bir eksikliği de beraberinde getirmiştir. Yetişmiş ve eğitilmiş insanın çok az oluşudur bu büyük eksiklik. Günümüzde tekstil, inşaat, turizm gibi ülkemizin ana sektörlerinden bir haline gelen denizciliğimizin daha da gelişmesi için en önemli gereksinimiz bu alandaki eğitimli elemanların olması ve çoğalması şartıdır. Bu konuda devlete olduğu kadar, denizcilik sektörüne yatırım yapan kurumlara da büyük görev düşüyor.
Karadenizli bir ailenin çocuğu olarak ve babam rahmetli Hacı Mehmet Bahattin Ulusoy'un taşımacık işine bir nehir üzerinde salla başlamış olması, denizcilik üzerine önemle ve daha fazla düşünmemin bir gereği olmuştur. Tarihte ilk geminin Çeşme'de yapıldığını öğrendiğim gün, bu yolda çaba sarfetmeyi ve denizcilik eğitiminde üstüme düşeni yapmayı şiar edindim kendime. Hiç zaman kaybetmeden ilk olarak Çeşme'de "Ulusoy Denizcilik Anadolu Meslek Lisesi”ni yaptırdık.
Hemen ardından, Samsun'da, büyük bir arazi üzerinde ve tersanenin yanında lojmanları ve yurduyla, eşimin adına "Nedime Serap Ulusoy Anadolu Denizcilik Meslek Lisesi”ni yaptırıp denizcilik eğitiminin emrine sundum. Daha çok yeni, bir ay kadar önce Üsküdar'da yapımı tamamlanan ve annem adına Hacı Rahime Ulusoy Denizcilik Meslek Lisesi'nin açılışını yaptık. Bu konuda görevlerimin tamamlandığını sanmıyorum ve en büyük dileğim kendi adıma da bir denizcilik meslek okulunu yaptırmak olacaktır.
Yaptırdıklarımı ve yapacaklarımı anlatmak, kendime bir övgü payı çıkarmak adına değildir. Hem devletimizi hem de iş dünyamızın sivil toplum kuruluşlarını hatta iş adamlarımızı, yukarıda da belirttiğim gibi denizcilik eğitimine katkıda bulunmaları için harekete geçirmeye teşvik edici dileğim olarak kabul edilsin arzu ederim.
Nasıl ki denizciliğimizin ve deniz adamlarımızın tarihi ile övünüyorsak, yapacaklarımızla da gelecekteki denizciliğimizle gurur ve onur duyacağız, hiç şüpheniz olmasın.

