Kaliteli Bir Nüfus


  • 07.05.2011

    Antik çağlarda dünyanın “Nüfus planlaması” diye bir sorunu yoktu. Böyle bir kavram bile yoktu belki de. Zaten yapılan araştırmalar sonucu, “Paleolitik Çağ”da, ya da “Eski Taş Devri”nde, dünya nüfusunun 2 ila 20 milyon arasında olduğu biliniyor. Dünyayı ve bu nüfus yoğunluğunu daha doğrusu seyrekliğini göz önüne aldığımızda, o günlerin insanları ne temiz hava, ne temiz su ne de kimyasal işlem görmüş gıda maddesi sorunlarından haberdardılar. Çok ya da az doğurmak gibi de bir sorunları yoktu ve doğurganlık yüksek düzeydeydi.

    Dünyada nüfus kontrolünü ilk düşünen ve dile getirenler Aristo ve Eflatun olmuştur. Aristo, şehirlerde nüfusun sabit tutulması sonucu, toplumun bundan çok yararlanacağı konusunda düşüncelerini ortaya koymuştur. Aynı dönemde yaşayan bazı filozof ve düşünürler de, “Her ailede tek çocuk” tezini savunmuşlardır. 

    Tarih sayfalarını 18. yüzyıla çevirdiğimizde, Sanayi Devrimi ile birlikte, nüfus adına önlemler alındığını görüyoruz. Kıtlıkların kontrol altına alındığını, beslenmenin iyileştirilmesi çalışmalarının başladığını, özellikle salgın hastalıkların önlenmesi için tıp biliminden büyük çapta yararlanıldığını görüyoruz. Yüz yıllar boyu ölüm ve doğum oranları, nüfus sayısını belirleyen iki ana koşul olmuştur. 

    İngiliz Nüfus Bilimci ve Ekonomi Politik Teorisyeni Thomas Malthus 1834 yılında kaleme aldığı “Nüfus Üzerine Özet Bir Görüş” yazısında, Gıda üretiminin aritmetik diziyle “1-2-3-4”, nüfus artışının ise geometrik diziyle “2-4-8-16-32” çoğaldığına dikkati çekmiştir. Bu gidişe son verilmezse, dünyayı açlık ve felaketlerin saracağını öngörmüştür. Malthus’un bu tespiti, aynı zamanda nüfus artışı nedeniyle oluşacak acı gerçeğin ilk kez net olarak tanımlanması olmuştur. 

    Dünya ülkeleri 20. yüzyıl ile, nüfus sorunu üzerine daha bir önemle eğilmeye başladılar. En önemli nedeni de beslenme ya da gıda yetersizliği riskiydi. Bir diğeri, hızlı nüfus artışının az gelişmiş ülkelerde sosyo-ekonomik gelişmeyi yavaşlatmasıdır. Nitelikli insan gücü yetiştirmek zorlaşmakta, sağlık, sosyal güvenlik gibi yaşamsal gereksinmelerin temini, bu ülkelerin ekonomilerini ciddi şekilde zorlamaktadır. Ayrıca, çevre kirliliği, tarım arazilerinin ve temiz su kaynaklarının azalması, aşırı kentleşme insanın geleceğini kaygı ile düşünmesine neden olan unsurlar olarak ortaya çıkmıştır. 

    Az gelişmiş ülkelerde, nüfus artışının yanısıra, çocuk ölümleri ve hastalanma oranlarının artışı söz konusudur. Beslenme düzeyleri ve zeka gelişmeleri olumsuz etkilenir. Gelişmiş ülkelerin aksine, nüfus artışı hem ekonomik gelişmeye hem de sağlık düzeyine olumsuz etki olarak yansır. 

    Osmanlı İmparatorluğu döneminde “Nüfus Sayımı” kavramı pek önemsenmemiş, nüfus sayılmadığı gibi nüfusun planlanması da hiç düşünülmemiştir. Çok geniş bir yüzölçümüne sahip İmparatorluk için büyük bir askeri güç ve çalışacak insan gerektiğinden, nüfusu saymak ve planlamak hiç gündeme getirilmemiştir. 

    Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde ilk nüfus sayımı 1927’de yapılmış ve nüfusumuz 13 milyon 600 bin olarak tespit edilmiştir. Yaşadığı tarihi olaylar göz önüne alındığında cumhuriyetin ilk dönemlerinde nüfusumuzun hızla artırılması politikasının pek yanlış olmadığını söylemek durumundayız. Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı yıkımlarının ardından Türk halkının şerefiyle kazandığı Kurtuluş Savaşı ile büyük bir nüfus kaybına uğradığımız bir gerçektir. 

    Savaşlarla büyük kayıplara uğrayan nüfusun yanısıra, ülkemizdeki sıtma, tifüs gibi salgın hastalıklar, açlık ve yokluk da halkımızı perişan etmiş olduğundan, kalkınması gereken ülkenin tarım gücü, sanayi gelişmesi ve savunma politikası için insana çok ihtiyacı vardı. Bu gerçeği çok iyi gören ve bilen Mustafa Kemal, daha 1920 yılında yaptığı bir konuşmada, “Milletimizin sıhhatinin muhavaza ve takviyesi, ölümlerin azaltılması, nüfusun artırılması, bu surette milletin dinç, çalışkan ve kabiliyetli bir halde yetiştirilmesi lazımdır,” demiştir. 

    Bu şartların gereği, Atatürk döneminde yapılan reformlar sırasında çıkarılan yasalarla, doğumu engelleyen ilaçların kullanılması, nüfus artışı aleyhine propaganda yapılması yasaklanmış, çok çocuklu ailelere yardımlar yapılmış, ödüller verilmiştir. 

    Bugün ise, ekonomi-tarım-insan sayısı denkleminde, yeni şartların ışığında nüfusun kontrol edilmesi gerçeği yatmaktadır. Türkiye’nin geleneksel nüfus politikası, ailelein, “Allah rızkını verir” anlayışı ve yaklaşımı hatta inancı ile nüfusumuz hızla artmaya başlamıştır. Yukarıda sözünü ettiğim salgın hastalıklar sebebiyle oluşan ölümlerin de yok denecek kadar azaldığını düşünürsek, bu artışa sağlık, eğitim ve ekonomik gücümüzün üstüne çıkan insan sayısına yeterli hizmet sunulamamaktadır. 

    Nüfus planlaması, insanımızın ve toplumumuzun yaşam düzeyini yükseltmek ya da en azından korumak adına nüfusun büyüklüğünü kontrol etmek için yasal düzenleme altına alınmıştır. Yürürlükte olan “Nüfus Planlama Kanunu” çerçevesinde, nüfus planlaması ekonomik, tıbbi ve sosyal bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir. 

    Bazı iddiaların aksine, nüfus planlaması hiç de insan haklarına aykırı değildir. Bu da yasanın 2. maddesinde yazıldığı gibi, “Nüfus Planlaması, fertlerin istedikleri sayıda ve istedikleri zaman çocuk sahibi olmaları demektir” cümlesiyle insan özgürlüğüne ve iradesine ne denli saygı duyulduğu da bir gerçektir. 

    Nüfus Planlaması Yasası bir başka maddesinde de, uygulamanın ve eğitimin, öğretimin nasıl yapılacağını ve hangi kurumların sorumlu ve yetkili olduğunu açıkca belirtmiştir. Buna göre, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’nın koordinatörlüğünde, Milli Savunma, Milli Eğitim ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları tarafından hazırlanan ve Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren yönetmeliklere göre, Üniversiteler, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu, Sosyal Güvenlik Kurumları, tüm kamu kuruluşları, Kamu kuruluşu niteliğindeki meslek kuruluşları ve konuyla ilgili gönüllü kuruluş ve kurumlarla işbirliği yapılarak yürütülmektedir. 

    Şunu çok iyi bilmeliyiz ki, ailelerin besleyemeyeceği, bakamayacağı çocuklar yapmasının önlenmesi daha sağlıklı bir gençlik, iyi eğitilmiş ve sağlıklı bir nüfusun oluşmasını sağlayacaktır. Yürürlükte olan Nüfus Planlaması Kanunu çercevesinde, nüfus planlaması ekonomik, tıbbi ve sosyal bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir. Daha gerçekci bir şekilde uygulanması ile ülkemiz, daha sağlıklı, daha zengin, bilim ve kültürde gelişmiş ülkelerle başa baş düzeyi yakalamış güçlü bir ülke olacaktır.