Milenyumun Getirdikleri


  • 07.01.2010

    1994 yılında Dünya Ticaret Örgütü kurulmuştur. Bu bünye içinde gelişen Küreselleşme kıtalar arası ulaşım ve iletişim mesafelerini kısaltan; Finansal, çevresel, kültürel, ekonomik, sosyal, politik, teknolojik bağlantıları, gelişmeleri, ilgili dataları hem piyasalar ve hem bireyler yolu ile sağlayan bir ağdır. Yeni bir dünya düzenidir.

     

    Son on yılda milenyum başlangıcı ile birlikte, globalizm ve küreselleşmenin getirdikleri ve götürdükleri ele alınırsa, dünya dayanılmaz noktaya gelmiştir. Küreselleşme ticari işletmelerin ve üretim merkezlerinin faaliyet alanlarını, üretim, yönetim anlayışlarını değişime zorlamıştır. Rekabet ortamları hızlı teknolojik bilgi akışı ile şirketleri çok kısa zaman dilimleri içinde, değişen ticari koşullara adapte olmak esnekliğini yaşamaya mecbur kılmıştır. Küresel bir pazarda ve küresel rakiplerle mücadele, rekabeti zorlamıştır. 

    Küreselleşme ile birlikte mal, hizmet, uluslararası sermaye akışı hızla serbestleşmiş, gelişmiştir. 
    Son on yıl süresince tüm dünyayı etkileyen gelişmeleri özetlersek; enerji kaynaklarının yakın gelecekteki yetersizliği hususunda genel endişe, data iletişimi ve telekomünikasyondaki hızlı gelişmeler, son iki yılda tüm dünyayı etkileyen ekonomik durgunluk, teknoloji ile daha büyük oranda bütünleşme ve bağımlılığın artması, uluslararası terör ve savaş endişeleridir. Küreselleşme ile birlikte ahlak ve manevi değerler önemsizleşmektedir. İnsan nefsine, egoizmine yenik düşmüştür. 

    Günümüz dünya insanı, nefsine hakim olma ve haz alma tutkularını, tüketme hırsını yaşamının tek amacı haline getirmiştir. Modern insan kendisinin dışında dünya insanları yokmuş gibi davranırsa, dünya ve doğa kaynaklarının hepimizin ortak sorumluluğu içinde olduğunu unutursa, dünyanın sonunun gelmesine davet çıkaracaktır. Küresel düşünmeyi ve aynı zamanda küresel davranmayı öğrenmeliyiz..Aklımızı ve bilgimizi teknoloji için kullanırken küresel çerçevede yeni bir ahlak anlayışı,tüm insanlığın sağlıklı geleceği içinde geliştirmeyi düşünmeliyiz.İnsanlığın ve doğanın korunması, dünya yaşamının daha fazla zorlaşmaması için yepyeni ve evrensel nitelikli bir ahlak anlayışı oluşturulmalıdır. 

    11 Eylül 2001 ‘de ikiz kuleler vuruldu. Mart,2003 tarihinde Amerika Irak işgalini başlattı. 8000 yıllık Irak tarihi yok oldu. Bir buçuk milyon insan katledildi… Binlerce insan evsiz, binlerce çocuk yuvasız,sahipsiz,anne/babasız kaldı. Irak’ın tarihi değeri büyük olan müzeleri ve eski eserleri talan edildi. 

    2007’de dünya ekonomi krizi başladı, halen devam ediyor. İlk başlarda kriz dünya kamuoyundan saklanmaya çalışıldı.2008 yılında kriz saklanamayacak düzeyde patlak verdi. 

    Gelişmiş ülkeler ki bunlar çok sayıda uluslararası şirkete sahip ülkelerdir ve gelişmekte olan ülkelere karşı korumacı politikalarını uygulamaya devam etmektedir Oysa aynı ülkeler, gelişmekte olan ülkelere sermaye, mal ve hizmet girişi için engellerin kaldırılmasını talep etmektedirler. Gelişmekte olan ülkeler ise, birbirlerine karşı uyguladıkları korumacı politikaları zaman zaman gelişmiş ülkelere karşı uygulamamaktadırlar. 
    Küreselleşme sonucu birçok yeni işyeri açılmıştır. Ancak yeni düzene ayak uyduramayan birçok firma da kepenk indirmiştir. Piyasa söylemlerine göre kapanan işyeri sayısı açılandan çok fazladır. 
    Küreselleşmenin tüm ülkelere yararlı olabilmesi için, gerçekten herkesin yararına olan ortak kararlar alınmalı ve stratejiler bu yönde geliştirilmelidir. Türkiye’nin bu süreçte karşılaştığı dezavantajlar; 
    • Türk insanının aile yapısı, sosyal ilişkileri değişime uğramış insanlarımız yalnızlaşmıştır. 
    • Toplumsal stres artmıştır. 
    • İşsizlik artmıştır. 
    • Batı dünyasının çizdiği ‘Tüketim modeli’ insanımızı, bütçesi limitleri dışında borçlanmaya yöneltmiştir. 
    • Adetler, gelenekler sarsılmış, manevi erozyon başlamıştır. 
    • Ahlaki değerlerimizde gerileme baş göstermiştir. 
    • Ekonomik yapımız sarsılmıştır. 
    • Doğanın bozulması hızlanmıştır. 

    Unutmayalım ki doğayı korumazsak dünyayı kaybederiz. Doğayı koruduğumuz oranda rahat yaşarız. Doğayı korumak insanlık görevidir. Doğayı katletmek ise affedilmez bir insanlık suçudur. Şayet bu akılsızlık devam ederse dünyanın insanlara sunacağı bir gelecek yoktur. Dünya akil adamları derhal toplanıp çok ama çok hızla kararlar almalılar. Doğa katliamını durdurmalılar. Yıllarca küresel ısınmaya göz yumduk. Ozon tabakasını da böylece yırttık. 
    Teknik dedik, medeniyet dedik sonunda olan oldu. Asırlarca kar yağmayan yerlere Temmuz, Ağustos aylarında kar yağıyor. Yılda 6 ay kar kalkmayan yerlerde artık kar aranan bir beyazlık oldu. Bu zilleti ve illeti halen dünya insanı görmüyor. Ama şunu unutmayalım ki gökyüzü ile daha fazla uğraşırsak gök kubbe başımıza çökecek. 

    Üretimi, satışı, karını ön planda tutan Batı dünyası için, Türkiye petrol boru geçiş hatlarının ortasında, iki kıta arasında vazgeçilmez bir cazibe merkezidir. Türkiye bir koridordur ve anahtardır. Batı bunu iyi bilmekte ancak gereğini yapmamaktadır. Türkiye’nin bunu değerlendirmesi şarttır. 

    Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de ‘’ekonomimiz ve sosyal yapımız’’ hukuka daha fazla uyulmasını, benimsenmesini istiyor. Çünkü en büyük değer adalettir. Adil olmak için ne gerekiyorsa yapılması şarttır. 

    On sene içinde milenyum dünyamıza hayır getirmedi.1929 krizinden sonra dünya ekonomi dengeleri bir türlü yerine oturmadı. Bir kriz veya endişesi her zaman var oldu. Halen de kriz bitmiş değil…Her an için daha çok tahribat yapabilecek bir kriz olasılığı var.. 

    İnşallah olmaz. Mevcut kriz biter de,işsizlik de biter,dertler de biter… Ancak bu dertlerin bitmesi için şimdiden tedbirler gerekli. Son olarak ortaya Dubai krizi çıktı. Bir zamanlar dünyanın yıldızı olan Dubai, bugün maalesef hesabını iyi yapamadığı için sıkıntı çekiyor. Yani hesapsız hareket edip bu hale geldiler. Tüketici haklarına verilen önemin, avantajların, üreticilere de verilmesi gerekir. Mevcut dünya çok zor bir hal almıştır. Ancak dertler de bitince dünya yaşanabilir bir hale gelir.