Örnek Olmak


  • 21.04.2010

    İnsan yaşamı boyunca sayısız tecrübe ve olay yaşar ve çeşitli karakterde insanla karşılaşır. Böylece anılarımızda iyi ve kötü birçok sahne yer alır.

    Unutamadıklarımız ise, bizi en çok sevindiren ve üzen anılardır. Bir sabah yürüyüşünde bunları düşünüyordum. Aklımı yaşamımdaki iyi ve güzel anılar, insanlar, karşılaştığım örnek davranışlar üzerinde yoğunlaştırmıştım ki, yaşamıma anlam kazandıran, renk veren, bana bir şeyler öğreten ‘’Örnek İnsanlar’’ aklıma geldi. Bu kadar kitap, yazı okudum. Örnek olmak konusu fazla işlenmemiş, eksiklik olduğunu düşündüm… İnsanları iyiye, güzele, hayırlı davranışa yönlendirmede örnek olmak, öğüt vermekten çok daha etkilidir. Çünkü kişi söylediğini önce kendi yapmalı. Dilinin dediğini davranışları doğrulamalı. İnsan sözünün sahibi olmalı. Albert Schweitzer, örnek olmayı şu kelimelerle anlatır; ‘’Örnek olmak insanları etkilemekteki esas şey değildir, yegane şeydir.’’ 

    İlk ABD başkanı George Washington, savaşta bir gün, kalası yükseğe kaldırmaya çalışan ama başaramayan bir grup askeri uzaktan izler, yanlarına gelir. Komutasında bulundukları onbaşının cesaretlendirici sözlerine, bağırmalarına karşın askerlerin başaramadıklarını görür. Bunun üzerine onbaşıya, neden bizzat askerlere yardımcı olmadığını sorar. Onbaşı; ‘Kumandanım görüyorsunuz ben onbaşıyım.’ 
    Başkan için iki seçenek vardır. Ya bağırıp emir verip onu cezalandırmak veya örnek olmak. 
    Washington nazik bir şekilde; ‘Affedersiniz onbaşım fark etmedim’ der. Derhal atından iner, askerlere yardım eder. Birlikte kalası kaldırırlar. Başkan yüzündeki teri silerken, onlara her zaman hizmete hazır olduğuna dair şu mesajı verir. 
    ‘’Askerler, tekrar yardıma gerek olursa Başkomutan Washington’a bildirin.’’ Böylece onbaşı, büyüklük tasladıkça küçülür, Washington ise; küçüldükçe insan olarak büyür. 

    İnsanlar birinin davranışına, sözlerinden daha çok inanır, güvenir. Sözü değil yapılanı, icraatı izler, ona göre kendine yol çizer, tepki verir veya kendine örnek alır.


    Asistanım her sabah bana basından önemli yazıları okur. Geçenlerde -Patron Bolu Olay gazetesinden bir pasaj okuyacağım, dedi. Gazeteden sizlere aktarıyorum; ‘Aşçılık mesleğine ömrünü veren Hilmi Karatepe, 41 yıllık çalışma yaşamının ardından mesleğini bırakma kararı aldı. Amacının bundan sonra gençler yetiştirmek olduğunun altını çizen Karatepe, üyesi olduğu Bolu Lokantacı ve Pastacılar Odası üyeliğinden de istifa ederek, yerine bir genç üyenin seçilmesinin önünü açtı. Konu ile ilgili şu saptamalarda bulundu; ‘’Odamız ilk kurulduğunda dernek adı altında amacımız şimdi olduğu gibi üyelerin bir arada olmasını sağlamaktı. Mesela bizde oturum ücreti ve hakkı huzurlar alınmazdı. Bu parayı yasal olarak almak zorunda olduğumuzdan havuzda topluyorduk. Biriken para ile ayda bir kez bir esnaf arkadaşın lokantasına gider, yer - içer paranın bir kısmını esnafımıza döndürürdük. Artan parayı havuzda biriktirip, ihtiyacı olan, evlenen, işyeri açan esnafımıza katkı amacı olarak hediye şeklinde geri dönmesini sağlardık. İşte bizlere Anadolu insanımızdan ders veren bir yüce davranış. 

    Erich Fromm ‘İtaatsizlik Üzerine’ kitabında şu soruyu tartışmaya açar. ‘‘İnsan soyu tarafından üretilen büyük düşüncelerin bilgisi hiçbir zaman bugünkü kadar yaygın olmadığı halde, etkinlikleri niye o denli az?’’ Bunun cevabını da kendisi verir.



    ‘‘Düşünceler doğru ve yetkin olsa bile, onları sadece söylemek veya dinlemek yeterli değildir. Düşünceler ancak onu öğreten kişi tarafından yaşanıyorsa, öğretilen öğreten de ete kemiğe bürünüyorsa, canlı hale geliyorsa başkaları üzerinde etkin olur.’’