Saygın Olmanın Sihirli Anahtarları


  • 01.01.2012

    Son zamanlarda, özellikle genç insanlar tarafından, “Saygınlık nasıl kazanılır?... Seçkin insan kime denir? Bilge insan olmanın yolu nedir?” türü sorulara sıkça muhatap olmaktayım. Bu tür sorular gençlerimiz adına beni gereğinden fazla sevindirdiği gibi, aynı zamanda “Gerçekten nedir?” sorusuna da cevap aramam gerektiğine inandırdı.

        Yakın geçtiğimiz günlerin birinde doktor, iş adamı, teknokrat, akademisyen, sanatçı, her biri kendi alanında söz sahibi olmuş, görüşlerine çok saygı duyduğum bir grup dostumla birlikteyken bu konuyu tartışma fırsatı buldum.
     
        Öncelikle, “Evrensel düşünen, aydınlanmış, tüm insanlığa ve doğaya karşı sorumluluk hissi olan nazik insan” üzerinde birleştik. “Doğanın bir parçası olduğunun farkında olma bilinci ile yaşayan ve doğayı korumayı içgüdüsel bir görev olarak kabul eden, ahlaki sorumluluğu yüksek düzeyde olandır” düşünceleri de buna eklendi.
     
        Doktor olan dostumuzun, “ Hoşgörülü, alçak gönüllü, kendini denetleyebilen biri olmalı,” cümlesini hepimiz onayladık. Sonrasında da, “Tüm insanlığa karşı sorumluluk ne demektir?” sorusuna açıklık getirdi ve “Ülke, dil, din, coğrafi bölge ayırımı yapmaksızın, yeryüzünün her köşesindeki insanların acı ve dertlerini anlamak, paylaşmak, yapabildiği kadarıyla sorunları çözmede yardımcı olmaktır,” dedi.
     
        Ben de, “İnsanları ve olayları olduğu gibi kabul eden gerçeğe, bilime, tüm canlılara saygılı biri olmalı. Şark kurnazlığından uzak durmalı,” dedikten sonra, Konfüçyüs’ün seçkin insan adına öne sürdüğü kaygılarını aktardım:
    “Seçkin insan üç şey için tasalanır. Bir şeyi henüz öğrenmemişse onu öğrenmediği için tasalanır. Bir şeyi öğrenmiş ama benimseyememişse, bunun için tasalanır. Bir şeyi öğrenmiş, benimsemiş ama uygulayamamışsa, bunun için de tasalanır” dedim ve “Zayıf ve muhtaçları ezmeyen, kendinden güçlü olanların önünde diz çökmeyen hem erdemli hem de seçkin kişidir” şeklinde kendi düşüncelerimi ekledim.
     
        “Erdem nedir?” üzerine tartışmaya başladık. “Paylaşımcılıktır, kararlılıktır, güler yüzlülüktür. Nezakettir, insana saygı duymaktır. Merhametli ve sevgi dolu olmaktır. Erdemli insan, yaşamını aklı ile yöneten, aklını ve gönlünü okudukları ile besleyen ve tüm kararlarına aklı ile yön verebilendir,” gibi sonuçlara vardık.
     
        Ben bu düşüncelere, “Allah’ın yarattığı canlı cansız herşey, O’nun emri ve izni ile olmuştur. Allah’a saygı, yarattıklarına saygı ile pekişir. İnsanlara iyi niyetle, hoşgörülü davranmak, merhamet etmek saygın, seçkin ve bilge insan olma yolunda dev adımlardır,” eklemesini yaparak, iki büyük düşünürün deyişleriyle tamamladım.
     
        Sokrat, “Tek kesinlik erdem bilgisindedir. Erdem öğrenilir. Erdem insanın kendisini bilmesi, tanımasıdır,” derken, Frierich Nietzche de “Erdem insanın ınsan üzerine ulaşmak için harcadığı çabadır,” demiştir.
     
    Uzun ve keyifli bir tartışmanın sonunda, saygın ve seçkin olabilmek hatta bilgelik mertebesine ulaşabilmek için,
    *Değişik konularda bilgili olan
    *Toplumu anlamaya yönelik bilimsel yaklaşımları izleyen
    *Zamanında konuşan, zamanında susan ve soru sormayı bilen
    *Kendisinden daha bilgili ve görgülü kişilerle arkadaşlıklar kuran
    *Cesur olan
    *Bencil davranmayan
    *Yaptığı işlerden zevk alan
    *Espri anlayışı ile yaşama olumlu bakan
    *Zafer ya da yenilgileri olgunlukla karşılayan, ilkinden                               şımarmayan, diğerinde karşısındakine küsmeyen
    kişiler üzerinde karar birliğine vardık.
     
        Karmaşık, hızla değişen dünya şartlarında, kişisel gelişim konuları, sosyal yaşamda kendini kanıtlama, kendine yer bulma kavramları çok karmaşık, insan beynini zorlayan ama o derece de büyüleyici. Her konuyu ve yaklaşımı en sade biçimde anlamak ve uygulamak en kısa yol. Seçkin ve bilge insanın özünde, ilkeli çalışmalar, bilimsel tespitler, mutlaka ve mutlaka insanlığı kucaklayan etik değerler süzgecinden geçmek zorundadır.
     
        Bu düşüncelerimden ve tartışmadan edindiklerimden diyebilirim ki, “Okumak, düşünmek, anlamak, sevgi ve saygı duymak... Ve uygulamak, kapını sihirli anahtarlarıdır. Son sözü, düşün ve sevgi dünyasının en büyük isimlerinden Mevlana’ya bırakmakta yarar var sanıyorum.
     
    Diyor ki Mevlana:
    “Yaşamayı öğrendim. Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu, aradaki bölümün ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
    Evreni öğrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim. Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
    Okumayı öğrendim. Kendime yazıyı öğrettim sonra... Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...”