Sonsuza Kadar Cumhuriyet
-
24.10.2012
Dünya tarihinde eşi benzeri bulunmayan bir geçmişe sahibiz. Beylikler, devletler ve imparatorluklar kurmuşuz. Afrika kıyılarından Asya steplerine, Ortadoğu çöllerinden Avrupa ovalarına at koşturmuş, ucu bucağı bulunmayan sınırlara ulaşmışız. Fakat gün gelmiş, dünya gerçeklerine ayak uyduramayan bu güç ayakta bile duramaz hale gelmiştir.
Bizim öykümüz, bu yok oluşun karanlıklarından yer yüzüne tırmanışın gerçekleşmesidir. Batı dünyasının hep bir ağızdan “Hasta adam” dediği bir toplumun, ölüm döşeğinden Mustafa Kemal’in liderliğinde ve onun insana, ulusuna duyduğu sevgiyle birleşen inanç ve azim ile kutsanmış dirilişidir.
Çok iyi biliyoruz ki, bugün bir başka dünya gücünün egemenliğinde değilsek, tüm çelmelere rağmen özgür ve medeni bir millet olarak yaşıyorsak ve çağdaş yaşama yolunda dev adımlar atabiliyorsak, bütün bunları Mustafa Kemal Atatürk’e ve Cumhuriyet’imize borçluyuz.
Atatürk, ülkesini ve halkını yalnızca düşman işgalinden kurtarmakla kalmayıp, çok kısa bir zaman içerisinde cumhuriyeti kurmuş ve ardından da medeni dünyanın içinde var olabilmemiz adına hiç zaman yitirmeden devrimleri hayata geçirmiştir. Böylesine büyük adımların yanı sıra, ekonomi, sağlık, kültür, sanat ve hukuk alanlarında getirdiği yeni ve çağdaş düzenlemeler ile de o dirilişi daha bir pekiştirmiştir.
Dünyanın hallerini gördükçe, bir an için kötümser bir bakış açısına sahip olsak bile, halen dünyanın en dinamik ve istikrarlı cumhuriyetlerinden birinde yaşadığımızı hiç birimiz inkâr edemeyiz. Cumhuriyetin bu gücü, sağlam omurgasının ve dik duruşunun nedeni, kuruluşundaki köklü temellerinden, çağdaş felsefesinden ve ulusun inancından gelir.
Cumhuriyetimizin ilkelerinin yönü ileriye, çağdaş uygarlığa, akıl ve bilime, sanata ve eğitime odaklanmıştır. Dünya üzerinde pek çok despot yönetim tarafından “Cumhuriyet” adı altında yönetimler kurulmuştur. Bunların tümü ya yıkılmıştır ya da yıkılmak üzeredir. Bizim cumhuriyetimiz ise işte bu ilkeler ışığında seksen dokuz yılı geride bırakmış, birçok badire atlatmış ama hiç birinde yenik düşmeyerek dimdik ayakta kalmıştır ve kalmaya devam edecektir.
Farklı bir açıdan daha bakalım. Tüm iyiliklere rağmen seksen dokuz yıl ayakta kalmak ilerisi için tam bir güvence değildir. Kimi zaman bizden beklenen çalışkanlık, yenilikler ile bütünleşmek, yaratıcılık ve çağdaş uygarlığı algılamak konularında fevkalade zorlanmaktayız. Bu nedenle de ciddi engeller ve olumsuzluklar yaşamaktayız.
Atatürk yine o günlerden hedefleri ve hedefe ulaşmanın yollarını da seslenmiştir ulusuna. “Dünyada her şey için, uygarlık için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir. Yalnız ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişmesini kavramak ve izlemek şarttır,” demiştir.
Yıllardır her konuşmamda, her yazımda çok tekrarlamış olsam da, Atatürk ve cumhuriyeti ne kadar anlatsak, konuşsak yine de azdır. Ne kelimeler ne de zaman yeter anlatmaya. Şu kadarını eklemeliyim ki, O bir yol açmış, yolun en zorlu bölümlerini halkından aldığı güçle aşmayı başarmış ve aydınlığı ülkesine işaret etmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yol cumhuriyet yönetiminde bağımsızlıktır, uygarlıktır, barıştır, aydınlıktır, bilimin, sanatın, çağdaş eğitimin ve yüksek yaşama kültürünün egemenliğidir. Bu yolda yürümek için bizlere ve özellikle gençlerimize düşen kutsal görevlerimizi hiç aklımızdan çıkarmayalım ve güvenle, azimle, inançla o yolda sonsuza dek yürüyelim.
