Ulusal Bütünlüğümüz Sevgiden Geçer
-
07.08.2009
Son yıllarda üzülürek gözlemliyorum ki, küreselleşen dünyaya hızla ayak uyduran, daha da medenileşen insanımız, ne acıdır ki, en güzel duygularımızdan biri olan “sevgi”den hızla uzaklaşır hale geliyor. Toplumun her kesiminde köy kahvesinden, iş yerine spor karşılaşmasına kadar artık insanlarımızda tatlı bir dil, gülen bir yüz ve sıcak bir bakış göremez olduk.
Hiç unutmamalıyızki sevgi, önce huzur kapısının anahtarıdır. Bir toplumda mutluluğun olabilmesi, hayatın güzelleşebilmesi ve ülke olarak ileriye daha güvenli bakabilmesi için, önce kişiler arasında birbirlerine karşı iyi niyet ve içten duygular hissetmeleri gerekir. Bu da sevgiyle ve sevmekle olur.
Sevmek inanmaktır.
Sevgi tektir ve inanmaktır diyorsam da, insanın gerçek sevgiye ulaşabilmesi için, tüm insan ilişkilerine sevgi çeşitleri dağıtılmıştır adeta. Arkadaş sevgisi, dost sevgisi, ana baba sevgisi, evlat sevgisi, doğa sevgisi, sanat sevgisi ayrı ayrı sevgiler şeklinde görülseler de, özde birdirler ve zirvede birbirleriyle bütünleşirler. Bu saydıklarımın içinde ülke sevgisini de unutmayalım lütfen. Mevlana, sevgiyi “Aslolan sevmektir. İnsan kendinde bu hissi duyunca onu artırmak için çalışmalıdır. Vücutlarımız bir kovan gibidir; bu kovanın balı ve mumu Allah aşkıdır... İnsan nefsi şüphe ve zan yeridir. Sen bunları ondan hiç bir zaman ve hiç bir yolla yok edemezsin. Ancak bu âşık olmakla mümkün olabilir. Âşık olunca artık içinde hiç bir şüphe ve zan kalmaz,” diye tanımlıyor. Sevgiyi bizler de yüzlerce kez tarif edebiliriz. Sevginin sonu yok. Dünyaya geldiğimiz an tanışıp memnun olduğumuz ilk şey, ruhumuzun içinde taşıdığımız sevginin farkındalığını yaşamaktır. İnsanoğlu sevginin bilincine bir kere varınca da ölünceye kadar ona tutunur.
Böylesine yüce bir kavram olan sevginin bizlerden uzaklaşmasının altında, hüç şüphesizki manevi dünyamızın ve değerlerimizin hızla önüne geçen maddiyatın, yaşamımızın hayati temellerini sarsması yatmaktadır. Kişiler arasından başlayarak, aile içinde, kurumlar bünyesinde hatta devlet hizmetinde bile karşılıklı sevginin yerinde haset, kıskançlık, kötüleme, entrika gibi her türlü olumsuz kavram egemenliğini sürdürüyor artık.
Sonucunda yalnızlığa mahkûm edilmiş insanlar, parçalanan aileler, yok olup giden kurumlar hiç de uzağımızda değil. O halde böylesine bir sevgisizliğin ileride ülkemiz adına da aynı tehlikeyi yaşatmayacağını kim iddia edebilir?..
Böylesine karamasar bir tablo çizmeme rağmen yine de vaktin geçtiğine kani değilim. Her zaman için, bu kayboluşa, bu kötüleşmeye, bu çürümeye “DUR” demenin çaresi vardır. Yeterki, içimizde ve ruhumuzda hissedelim. Kendimizde yitirdiğimiz değerleri hiç olmazsa gelecek kuşaklarımızda, çocuklarımızda yeniden yeşertelim. “Ağaç yaşken eğilir”i boşuna dememiş atalarımız. Çocukarımıza küçük yaşta insan sevgisinin kutsallığının tohumlarını serpmeliyiz. Okullarda, yalnızca belli bilimsel konuları, maddi bilgileri, teknik becerileri değil, onların yanında hayata anlam veren değer yargıları ve temel yaşam bilgileri de verilmelidir. Sanat sevgisi, güzeli ve doğruyu tanıma bilgisi, insanca yaşama kavramı, Allah korkusu değil, sevgi ve saygısının insan yüreğine vereceği mutluluk ve derinlik öğretilmelidir. Akıl ve gönül eğitimi bir arada, dengeli bir şekilde yürütülmelidir. İnsanın dili, dini, rengi, ulusu ne olursa olsun kardeş gibi görmenin önemi anlatılmalı, iyi ve doğru olmanın bir erdem olduğu, çalışarak madden ve manen yükseleceği öğretilmelidir. Hatta bunu kendimizde de yaşatabiliriz. En akıllı, en eğitimli, en yaratıcı kişilerin çevresine vereceği bilgi, güç, sevgi ve manevi destek, daha az eğitimli insanlara nazaran çok daha fazladır. Bu nedenle de, biz de başkalarına destek, güven, dostluk ve sevgimizi verebilmek için, önce kendimizi yükseltmeli, daha eğitimli, bilgili, kültürlü ve sevgi dolu kişiler olma yolunda çaba harcamalıyız. Bu çaba ülkemizin birliği ve bütünlüğü içinde son derece önemli ve olması gerekendir.
Onun için, gelecekte de ülkemizi ve bizi bekleyen tehlikelere gözümüzü yummayalım. Sevgimizle koruyacağımız birlik ve beraberliğimiz ile daha yüksek ve güvenli yarınlara yürümenin taşlarını bugünden döşeyelim. Bunun da ötesinde, ülkemizin en önemli ve kutsal varlığı olan ulusal bütünlüğümüzün sarsılmasına hiç bir zaman izin vermeyelim. Bir gün sarsılırsa, çok gözyaşı dökeriz ama biliniz ki gözyaşları da hiç bir işe yaramaz.

