Yeni Yıla Girerken
-
07.12.2009
Daha dün gibi… 2000 yılı ile Milenyum’a girmiştik. Yeni yıl yazıma, ülkeme ve dünyaya barış, huzur, ekonomik refah, sağlık dileyerek başlamıştım…
Ancak milenyum dünyaya yaramadı. Dünyadaki kimi ülkeler daha da acımasız, gaddar ve maddi oldu.
Küreselleşme adına, her şey denenmekte, böl - parçala, sahip ol mantığıyla adaletsizlik aldı başını gidiyor. Tüm dünya huzursuz. İşsizlik, doğanın bozulması, küresel ısınma, terörizm, açlık, tarım alanlarının ve ormanların hızla yok olması, dünyanın önemli sorunlarının başında gelmektedir.
Türkiye’nin en önemli 7 sorunu ise;
1. İşsizlik
2.Tarım ve hayvancılığa gereken önemin verilmemesi
3. Doğanın olması gereken ölçüde korunmaması
4.Küresel ısınmaya gereken duyarlılığın gösterilmemesi
5.Göçün önlenmesinde gereken önemin verilmemesi
6.Nüfus planlamasının etkinleşmesi
7.Milli birlik ve beraberliğin yeterince pekiştirilememesi, nüfus planlamasının yapılmaması
Ülkemizde hem açık işsizlik ve hem de gizli işsizlik vardır. Teknolojinin gelişmesi nedeniyle insan gücü yerine makine gücü kullanılması sonucu ortaya çıkan teknolojik işsizlikte gittikçe büyüyen bir sorundur.
Tarım insanı doyuran, giydiren, yeryüzünün en önemli üretim şeklidir. Bitki ve hayvan ürünlerinin modern teknoloji ile ekonomik olarak elde edilmesi ve pazarlanma bilimidir.
Tarım sektörü, şu özelliklerinden dolayı çok önemlidir.
* Milli gelire katkısı olur.
* Savaşta ekonomiyi dışa bağımlılıktan korur.
* Artan nüfus için daha kaliteli ve çeşitli besin maddeleri üretir.
* Besin madde ithalatını azaltır, döviz tasarrufu sağlar.
* Optimal düzeyde verim elde edilirse fiyatlar düşer ve ülke ekonomisinde genel fiyat düşüşü sağlanır.
* Azgelişmiş ülkeler ihracat yaparsa, ülkeye döviz kazandırır.
* İşsizliğe de bir çaredir.
* Rantabl ve karlı üretim olursa sanayiye sermaye sağlar.
Bakanlık tarımsal eğitimi yaygınlaştırmalı, bazı ürünlere prim vererek politikasını değiştirmelidir. Tarımdaki mevcut durumu lehimize döndürmek için mümkün olan her şeyi yapmalıdır. Mutlaka disiplinli, planlı, etkin bir tarım politikasına ülkemizin acil ihtiyacı var. Hükümetler değiştikçe bir politika olmalıdır. Önce kendimize yeten, en az o kadar da ihraç eden politikalar üretmeliyiz. Tek çare budur. Tarımsız yaşam açlıktır, bağımlı olmaktır.
Hayvancılık da son yıllarda ihmal edilen önemli bir besin kaynağı ve ekonomik değerdir. Türkiye’de hayvancılık sektöründe yaşanan zorluklar ve hayvan sayısındaki azalma sonucu ekonomimiz, üreticimiz ve tüketicimiz önemli zararlar yaşamıştır. Bunun önemli sebeplerinden biri yeterli damızlık hayvan açığımızın her geçen gün bitmiş olmasıdır.
Köylümüze senede bir-iki baş hayvan vererek hayvancılık kalkınamaz. Orta ve büyük ölçekli modern işletmelerde köylümüz modern hayvancılık yapabilmelidir.
Bir evvelki yıla göre nüfus artmıştır ancak hayvancılık gerilemiştir.
Yem fiyat yüksekliğine çare bulunmalıdır.
Eksik olan veteriner kadroları takviye edilmelidir.
Tarımsal üretimde halen hayvancılığın %30 düzeyindeki payı AB’de olduğu gibi %50 üzerine çıkarılmalıdır.
Hayvansal kökenli gıdalarda AB’de olduğu gibi ‘Çiftlikten sofraya tüm aşamalarda veteriner kontrol’ zorunluluğu getirilmelidir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında 40 milyon hektar olan mera alanları son yıllarda 12 milyon hektara düşmüştür. Toprak korunmamıştır. Bu rakamlar ürkütücüdür. Önlemler alınmalıdır.
Doğanın kirlenmesi, bozulması, betonlaşması, doğallığını yitirmesi ise hem Türkiye’nin hem de dünyanın çok önemli bir sorunudur. Bütün bu olumsuzluklar Türkiye’nin bir marka olmasını geciktirmektedir. ‘Önemsiyorum… Öneriyorum’ kitabımda bu gerçeği şöyle dile getirmiştim, ‘Doğa canlılar üzerinde büyük güçtür. Sistemi ve hakları ihlal edildiğinde cezasını ödetir, affetmez.’
01.06.2003 tarihli Ulusoy bünyesinde yayımlanan genelgemde bu hususları açık ve net belirtmiştim. Maalesef altı sene sonra dünya işaret ettiğim noktaya geldi, bugünlere. Tüm dünya için halen bunları düşünüyor, global gidişattan endişe duyuyorum. 2009 yılında yaşanan toplum sorunlarına, ekonomik sıkıntılara, global krize bakınca ortaya pembe bir tablo çıkmamaktadır.
2009 yılında tüm dünyada ve Türkiye’de çok hızlı değişimler yaşandı. Siyasi, mali, toplumsal ve ekonomik konularda beklenmedik gelişmeler gerçekleşti. Sonuçları tüm insanlığı etkiledi. Dün gözü doymayanlar bugün ayakta kalmak için her türlü kötülüğü yapmaktan geri kalmıyorlar. Bizim için, üreten, akıllı tüketen, güçlü, tek devlet, tek bayrak şuuruna sahiplenmekten başka ne çare ne de çıkış yolu vardır. Dünyada şu anda tüm değerlerde, sosyal yapılarda, ailelerde, ekonomik göstergelerde genel bir ‘çürümüşlük’ var. Daha önceleri de bu vardı ancak milenyum ile doruk noktaya geldi.
Toprağımızı ekmeliyiz ve tarıma tekrar gereken önemi vermeliyiz. Tarımdan kendimizi soyutlamadan bereketli topraklarımızı ekip biçmeliyiz. Tarihimiz iyi bilmeliyiz. Tarihini bilmeyenlerin yarınları olmaz. Sanatımıza ve kültürümüze sahip çıkmalıyız. Sanat ve kütlüden yoksun toplumların hiçbir şeye sahip olamadıkları bir gerçektir. Eğitimde, tarımda, sağlık sorunlarımızda bir seferberlik ilan etmeliyiz.
On yılda neler oldu?
2001 yılında kuleler vuruldu,
2003 yılında Irak yıkıldı,
2008 yılında dünya krize girdi,
2009 yılında kriz devam etti,
2010 yılında da kriz inşallah devam etmez.
Yazımı son kontrolden geçirirken Dubai krizi çıktı. Bir zamanlar dünyanın yıldızı olan Dubai bugün maalesef hesabını iyi yapmadığı için sıkıntı çekiyor. Yani hesapsız hareket edip bu hale geldiler.
2010 yılında tüm insanlığın tüm olumsuzluklardan arınmasını dilerim. Bu yılda umut, sevgi, hoşgörü, barış dolu yeni bir sayfa açalım. 2010 yılınızı içtenlikle kutluyorum…

