Dinlemeyi Bilmiyoruz
-
01.06.2012
İlk kelimeleri söylediğimiz günden başlayarak evde, okulda, toplum içinde hemen her yerde en çok duymak zorunda kaldığımız sözcüğün “DİNLE” olduğu hiç dikkatinizi çekti mi?.. Evet insana yaşam boyu “Dinle” denir de, nasıl dinleneceği anlatılmaz. Bunca kullanılmasına rağmen, hiç bir yaşında, hiç bir okulda dinleme öğretilmez de. Özel ilgisi, kültür ve edebiyat merakı olmayan hiç kimse de bunu asla öğrenemez.
Dinlemek ilişkilerimizin can damarıdır ve aslında konuşmaktan zordur. Konuşurken sadece aklımızda olanı, bildiğimizi düşünerek aktarırız. Dinlerken ise kendimizi düşüncelerimizden, zihin fısıltılarımızdan uzak tutup sadece söylenenin üzerinde yoğunlaşmamız gerekir. Söyleneni tarafsız değerlendirmek, tamamen konuşmaya odaklanmak, sözün özünü kavramanın anahtarıdır.
Psikologlar, psikiyatrist ve hatta tüm doktorlar hastalarının sorunlarını çözümlemede, eleştirmeden tüm dikkatlerini vererek, dinleme temeline dayalı bir uygulama kullanırlar.
Dinlemek, sadece ses dalgalarının kulak algılaması değildir. Konuşmaya etkin bir katılıştır. Söylenenler üzerine tüm dikkatimizi toplamaktır, kolay da değildir.
Tespit edilmiştir ki, bir dakikada ortalama 125 kelime söyleyebiliriz. Oysa aynı sürede 400 kelime düşünebilmekteyiz. Bu nedenle dinlerken kolaylıkla kendi düşüncelerimizin esiri oluveririz. Dikkati elden bırakırsak bir düşünce gezisine çıkarız, kendi düşüncelerimize dalarız. Yeniden dinleme durağına döndüğümüzde ise konuşmanın gerisinde kaldığımızı görürüz. O andan itibaren de söyleneni anlamakta güçlük çekeriz. Kendini vermeden, iyi dinlememek anlamayı zorlaştırır. İnsan adeta ikiye bölünür.
Gerçek dinlemede düşünce dünyamızdan tamamen uzaklaşır, konuşanın dünyasına girer, kendimizi onun yerine koyarız. Onun söz ve bakış açılarının üzerinde yoğunlaşır ve anlamaya çalışırız. Böylece kendi sınırlarımızı da genişletiriz, yeni bilgiler ediniriz.
Özellikle çocukları dinlemenin ne kadar önemli olduğunu, eşlerin birbirlerini dinlemelerinin de evlilikteki payını, yazdığı kitaplar ve yaklaşımlarıyla bütün dünyada tanınan ABD’li psikolog Scott Peck şöyle açıklar:
“Çocuk kendisine önem verildiğini, önemsendiğini bilince kendine güveni artar. Çocuklarınıza değer vererek, onlara değerli kişiler olduklarını öğretirsiniz... Çocuğunuzu yeterince dinlerseniz, onun olağanüstü bir kişiliğe sahip olduğunu göreceksiniz.
Gerçek bir dinleme süreci başladıktan sonra bir eşin diğerine, örneğin ‘Yirmi dokuz yıldan beri evliyiz ama seni bugüne kadar iyi tanımamışım’ dediğini sıksık duyarız”
Dinlemenin insan ilişkilerinde ne denli önemli olduğunu, “Dinlemek, garip ve mıknatıslı birşey, yaratıcı bir güç. Kendilerine yanaştığımız dostlarımız, söylediklerimizi can kulağıyla dinleyenlerdir. Sözümüzün dinlenmesi, bizi yaratıyor sanki. Açılmamıza, genişlememize neden oluyor. İçimizde gerçekten bir takım fikirler yeşerip filizleniyor. İnsanın söylediklerinin dinlenmesi onu mutlu ve özgür kılmaya yetiyor. Karşımızdakini dinlediğimiz zaman, aramızda doğan akım, bizi birbirimizden hiç bıktırmayacak şekilde canlandırıyor,” diyerek, ABD’li öğretmen, gazeteci, yazar ve editör Brenda Ueland dile getirmiştir.
Kanımca, bir insanı can kulağı ile dinlememek onun kişiliğine saygı duymamaktır, bencilliktir. Hele günümüz dünyasında... Evde, yolda, iş yerinde, toplantıda, radyoda, televizyonda, telefonda zamanımızın büyük kısmı dinlemekle geçiyor.
Allah bize iki kulak ve bir ağız vererek, “İki kez dinle ama bir kez konuş,” demektedir. Gelin görün ki, dinlemeyi sevmeyen, “lafını balla kestim,” diyerek yalnızca konuşmayı sürdüren, halk arasında “Yine sazı eline aldı,” deyişiyle nitelenen yanlış bir tabiata sahibiz. Oysaki dinlemek, karşımızdaki kişiye “Sana saygı duyuyor, değer veriyorum. Dost olalım ve dost kalalım,” mesajı vermenin en doğru ve en iyi yoludur.
