Futbol Endüstrisi
-
07.04.2010
Asla unutamam. Çocukluğumda meşin top çok yoktu. Çorap ve iç çamaşır eskilerini yuvarlar, en sağlam çoraba tıkıştırır, bağlar ve asla zıplamayan, iptidai bir topla oynanırdı. Mahalle aralarında ve kumsallarda kan ter içinde kalıncaya kadar oynardık.
O küçük oyuncağımız; neşemiz, oyunumuz, arkadaşlarımızla bir araya gelme nedenimizdi. Bir top…
Futbolun tarihi Sümerler’e kadar dayanır. Mısır mezarlarında da duvar resimlerinde ayakla top oynayan insan figürleri vardır. Bazı kaynaklarda Orta Asya Türkler’ i nin de topa elle dokunmadan ayak ve kafa ile oynamış oldukları bir oyundan söz edilir.
O günlerden, bugünlere geldik. Şimdi tüm dünyada Dünya Futbol Şampiyonası, UEFA Kupası, Futbol Endüstrisi, Futbol Turnuvaları, Futbol Fanatizmi gibi sayısız kavramlar oluştu. Kulüp değerlendirmelerinde, bütçelerinde, transferlerde milyar dolarlar konuşuyor. Ülke ve insan ilişkilerini geliştiriyor, yönlendiriyor ve iyi kullanıldığında, Dünya Barışına büyük katkılar yapacak bir birikim ve reklam dünyasının en çok tercih ettiği ortam oluyor. Şehirlerarası, bölgeler arası, ülkeler arası, kıtalar arası sosyal ve ekonomik yakınlaşma temin eden iyi bir tanıtım aracıdır.
Futbol endüstrisinin kendine özgü bir yönetim dünyası vardır. Bu gerçeği unutmadan, futbol kulüpleri ticari işletmeler gibi yönetilmelidir. Ancak, yönetim şekilleri, futbola özgü yapı ve gereklerine de uyum sağlamalıdır. Yöneticilerin futboldan yetişmiş, profesyonel yöneticiler olması şarttır.
Bir futbol kulübünün mutlaka mali başarısı ile birlikte sportif başarısıda bir arada yürütülmeli. Biri aksarsa diğeri topallar.
Birçok yazımda değindiğim birinci konu; bütçe yapmak. Nedense biz Türk insanı kendimizi zora sokmaya, aklımızı kullanmaya, bir programa bağlı yaşamaya yatkın değiliz. Kısaca kulübün bütçesi kesinlikle denk olmalıdır.
İkincisi futbol geliri yine futbolda harcanmalı, bu denge kurulmalıdır.
Bir başka husus; futbolun her alanında edep - adap ve nezaket kurallarına özen gösterilmesidir. Asıl olan centilmenliktir. Özellikle yarının dünyasını şekillendirecek çocuklarımızın bu çizgiye çok dikkat etmeleri gerekir. Yoksa dünya futbolu çok zarar görecektir.
Türk futbolu içinde bulunduğu çıkmazı aşması için, orta ve uzun vadeli her kulübün onayladığı genel bir program yapılmalıdır. Yöneticiler ismi şöhreti için değil, oynadığ futbol değerinde genç futbolcular transfer etmelidir. Yaşlanmış yabancı futbolcu tutkusundan vazgeçerek, transfer konusu disipline edilmelidir. Ülke futbolunun kalkınması yolunda transferler yapılmalı. Transferlerde daha dürüst hareket edilerek, alt yapı da mutlaka geliştirilmeli ve birinci lig takımlarına alt yapıdan mutlaka gençler alınmalı. Yoksa taşıma su ile değirmen dönmez.
Kulüp yönetimleri günü kurtaran ama geleceğe ümit vermeyen populist uygulamaları terk etmeliler.
Türk futbolunun daha büyük atılımlar yapması, uluslararası karşılaşmalarda ve marka kulüp oluşturulmasında başarı elde etmeleri için Tuğrul Akşar; 450 sayfalık ‘Futbol Endüstrisi’ kitabında kulüplerimize şu önerilerde bulunur;
‘Yönetsel, hukuksal, mali sorunlar çözülmeden ve şeffaf bir yapıya kavuşmadan Türk kulüplerinin Avrupalı rakipleri ile boy ölçüşmeleri mümkün değildir.’
Futbol üst düzey yöneticilerinin Chelsea, Manchester, Real Madrid, Barcelona, Milan gibi kulüpler bünyesinde eğitim görmeli veya komisyonlar oluşturup, bu kulüplerinin yapıları, eğitim ve antrenman sistemleri, futbolcu - antrenör ilişkisi, reklam gelirleri yakınen incelenmeli.
Yaşamda çok geniş bir yelpazeye hitap eden 8 kelimelik bir görüşüm şudur;
Sağlık, eğitim, başarı ve bilginin değerine paha biçilemez.
Türk futbolunun sağlıklı bir yapıya kavuşması için, futboldaki şiddetin durması gerek. Bu da ancak eğitim, eğitim ve yine eğitim ile önlenebilir. Yönetici, futbolcu ve tüm birimlerin ‘’ÖNCE EĞİTİM’’ diyerek, kendilerini eğitmesinden başlanabilir.
Rekabet koşulları iyileştirilmeli. Türk futbolu sadece üç kulüp değildir. Altyapı takımlarına önem verilmeli, çocuklar küçük yaştan başlayarak tecrübeli ellerde yetiştirilmeli. Anadolu kulüpleri kalkındırılmalı. Onlar küçük, finansal güçleri olmadığından futbol dünyasının gerçekleri karşısında çaresizdirler. Anadolu kulüplerine pozitif ayrımcılık olarak adlandırabileceğim destek programları uygulanmalı. Türk Futbol Federasyonu’na bu konuda büyük sorumluluk düşmektedir. Federasyon ayrıca hakem konusunu ele almalı, hakemler mutlaka daha yetkin olarak eğitilmeli ve gördüklerini çalmak üzere sıkı eğitimden geçirilmelidirler.

