Konuşmanın da Adabı Vardır


  • 01.07.2011

    Sosyal yaşamın, siyaset yapmanın, oturmanın, kalkmanın, arkadaşlığın, komşuluğun, sporun kısaca her şeyin bir adabı vardır. Bu adabı "Terbiye ve nezaket kuralları çerçevesinde insanlarla iyi geçinmek için gereken anlayış, hoş görü ve yaklaşımı sergilemektir" şeklinde açıklayabilirim. Bu yaklaşım içerisinde insanlarla doğru ve iyi iletişim kurabilmek ve bu ilişkiyi sürdürebilmektir.

     

    Konuşmanın da bir adabı vardır. Güzel ve pürüzsüz söz söyleme sanatına "Belagat" denir ve güzel konuşmak bilgi, deneyim, kültür, kendine güven gerektirir. "İrticalen" dediğimiz ani ve hazırlıksız konuşmayı başarmak da çok daha zordur.

    Allah bizi yaratırken, dilimiz vasıtası ile konuşma kabiliyeti de vermiştir.

    Ancak o dili kullanmaktaki sorumluluk bize aittir. Dil, kullanmasını bilen için çok etkili bir silah, mükemmel bir anahtardır. İyide ve hayırda kullanılırsa gönül alır, sorun çözer, insanlara barış ve huzuru getirir.

    Dağılmış bir yuvayı tekrar düzene sokar, insanları birleştirir, savaşları önler. İyi kullanılmadığında ise maalesef yukarıda saydığım her iyi sonucun tam aksine yani kötüsüne neden olabilir. "Dilim beni dilim dilim etti" ya da "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" deyişleri boşuna söylenip yerleşmemiştir toplumumuzda.

    İnsana yaradılışında, başka hiç bir canlıda bulunmayan akıl, aklı kullanma, öğrenme ve düşünme yetenekleri de verilmiştir. İnsan aklını kullanan, düşünen, öğrenen ve diğer insanlarla dili kullanarak iletişim kuran bir canlı varlıktır.

     

    Makbul olan, aklı iyide ve doğruda kullanmak, iyiyi ve doğruyu düşünmek ve bunları başkaları ile paylaşmaktır. Konuşarak başkalarına mesaj veririz ve mesaj alırız, ilişki kurarız. Bu işlemi adap ve edep ile yaparsak sorun çıkmaz. Hatta, güzel konuşan, karşısındakinin hayrına konuşan, onun derdini dinleyen, çare arayan, ondan öğrenebileceği bir şey varsa kendini bu yeni öğretiyle geliştiren insan, bir yerde insanlığın gelişmesinde ve ilerlemesinde katkıda bulunmuş olur.

    Her gün hatta her an, üzerinde hiç düşünmediğimiz konuşma eylemi, bir açıdan kişiliğimizi de ele verir. Sosyal yaşamda, kısık sesle yanındakine bir şeyler fısıldayanlar, aklına ne gelirse daha doğrusu dilinin ucuna ne gelirse düşünmeden konuşanlar, iğneleiyici söz söyleyenler, ne söylediği anlaşılmayanlar, yalnızca şikayet edenler, kendini övenler, argo kelimeleri kullananlar konuşma adabından uzaktırlar ve saygısız olarak tanımlanırlar.

    Kişiliğimizin boyutu, derinliği ve seviyesi konuşma şeklimizde, içeriğinde, tarzımızda, terbiyemizde, sosyal çevremizde, kelime hazinemizde ve başkalarının konuşmasına verdiğimiz tepkilerde saklıdır.

    Özellikle topluma hitaben yapılan konuşmalarda önce dinlenen olmayı başarmak gerekir. Konuşma konusunun sağlam bir fikre ve düşünmeye dayanması şarttır.

    Dinleyenleri sıkacak kadar ağır bir tempo ya da tam aksi aşırı süratle konuşmak bıktırıcı ve bezdirici olur. Konuşmalarda zengin bir kelime hazinesi kullanmaya dikkat edilmelidir. Renkli olmalı, güzel sözlerle, örneklerle gerektiğinde uygun fıkralar ve veciz sözlerle desteklenmelidir.

    Konuşmada kelimeler doğru söylenmeli, uzun cümlelerden kaçınılmalı, sözler açık ve anlaşılır bir nitelik göstermelidir. İnandırıcı olmak için öncelikle konuşanın inandığını belli edecek bir tavır içinde olması gereklidir. Sözler kadar vücut dilinin de topluma hitap edişte önemli etkisi vardır. Canlı davranışlar, yerine göre anlamlı bakışlar dinleyenlerin ilgisini çeker.

    Bütün bu etkenlerin yanında, konuşmanın dozunu ayarlamak adına dinleyenleri iyi ve doğru gözlemlemek gerekir. Dinleyenlerin tavrına göre konuşma ya biraz kısaltılarak sonlandırılmalı ya da gösterilen ilginin çokluğuna göre, bir takım örnekler ve süslemelerle biraz daha uzun tutulmalıdır.

    Konuşmak sürekli düşünmek, düşündüklerini uygun kelimelerle dile dökmek ve karşısındakini dinlemektir. Konuşurken bir bakıma varlığımızı kanıtlarız. Bir alış veriştir. Konuştukça bilgi alış verişinde bulunuruz. Öğrendiğimiz yeni doğrular sonucunda düşünce ve kanılarımızı değiştiririz. Öğreniriz, öğretiriz ya da har ikisini de aynı anda yaparız. Doyum sağlarız. Ruhsal ve sinirsel gerginlikten kurtuluruz.

    Topluma karşı yapılan konuşmalarda olduğu gibi ikili konuşmalarda da gereken bir takım özelliklere dikkati çekmek isterim. Öncelikle karşımızdaki kişinin seviyesine göre konuşmalı, anlayışı kadar söz söylemeliyiz. Anlattığımız konuya karşımızdaki ilgi duyuyorsa dikkatle anlatmalı,  Mevlana'nın "Anlayana anlatmazsan zulmedersin, anlamayana anlatmazsan yine zulmedersin,"

    deyişinde olduğu gibi, anlamıyorsa da susmalıyız.

    Dinlemeye, konuşmak kadar özen gösterin ki, sıra size geldiğinde karşınızdaki de sizi dinlesin. Karşınızdakini ilgilendiren konularda söz edin. Konuşurken gereksiz detaylara girmeyin, sözü gereksiz yere uzatmayın.

    Karşı çıktığınızda, yumuşak tonda konuşun, karşınızdakini öfkelendirmeyin ve "Bam teli"ne basmayın.

    Anlatanın sözünü kesmemeye çalışın. Hoşgörülü, anlayışlı ve sevecen davranın. Aşırıya gitmemek şartıyla övgü, konuşmada iyi bir anahtardır.

    Kendinizi övmekten kaçınırken, karşınızdakinin yalansız, doğru bir özelliğini övün. İltifat edin, dedikodu yapmaktan kaçının. İçten konuşun ve kendinize güven duyduğunuzu belli edin. Karşınızdakine önem verdiğinizi gösterin, sözü gereksiz yere uzatmayın.

    Karşılıklı konuşmalarda tartışmayı münakaşaya çevirmeyin. Anlatırken, yaşadıklarınızdan, deneyimlerinizden örnekler verin. Boş sözlerden ve argodan uzak durun. Her şeyden önemlisi de ses, konu ve anlam uyumuna dikkat ederken, uzun ve sıkıcı konuşmaktan uzak durun.

    Güzel konuşmak, edep ve adap ile konuşmak yetenek değildir. Her isteyen, çalışan, azmeden adaplı konuşmayı öğrenebilir ve uygulayabilir. Çünkü derler ki,

     "Kuşlar ayakları ile, insanlar dilleri ile yakalanırlar’’